Sabır iki kısımdır: 1. Bedenî olan sabır. Meselâ, bedene güç şeyleri yüklemek ve bunlara katlanmak gibi. Bu da, ya güç şeyleri yapmak gibi fiil ile olur veyahut da şiddetli dayağa ve büyük bir acıya katlanmak gibi, sıkıntılara göğüs germekle olur. 2. Ruhanî olan, manevî sabır Bu da nefsi şehvet ve tabiatın iktizası olan ve arzu duyulan şeylerden alıkoymaktır. Sonra bu manevî sabır, eğer mide ve fere şehvetine karşı bir sabır olursa "iffet" diye adlandırılır. Eğer arzu olunmayan şeylere katlanmak hususunda olursa, kendisine sabredilme ihtiyacı duyulan kötü şeylerin değişmesiyle, insanlarca buna verilecek isim de farklı farklı olur. Eğer bu sabır, bir musibete karşı olursa, "sabır" işte ancak buna denilir; feryat figan etme ve sabırsızlık gösterme, sızlanma ise "cez" ve "hel" denilen bir hal olup sabrın zıddıdır. Bu sabırsızlık da, hevânın kişiyi sesini yükseltmeye, yüzünü gözünü dövmeye, üstünü başını parçalamaya sevkettiği şeye denilir. Eğer bu ruhanî sabır zenginlik hususunda olursa, kendine hakim olma diye isimlendirilir. Şımarıklık durumu bunun zıddıdır. Eğer bu manevi sabır harb ve savaş hususunda olursa, buna "şecaat" denilir ki, bunun karşıtı korkaklıktır. Eğer sabır, öfke ve kızgınlığı bastırma, yenme hususunda olursa, buna "hilm" denilir ki, bunun karşıtı da hafif meşrebliktir. Eğer bu sabır çeşidi, bolluk içinde yaşamaya karşı yapılırsa, buna "zühd" denilir; bunun zıddı da hırstır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c. 4, s. 86-87)