2444 Episoden
- İslam hukuku açısından, nikâh tıpkı diğer medenî akitler gibi bir şer’i akittir. Dolayısıyla, nikâh akdini yapmaya yetkili olan kişilerin boşanma yetkisine de sahip olmaları doğal bir durumdur. Bireysel özgürlüğe sahip ve hukûkî ehliyeti tam olan bir kişi, bu tür tasarruflardan men edilemez. Aksi halde, bu tür bir kısıtlama insanların temel haklarına aykırı olur. Ancak, boşanma yetkisinin (kadın, evlilik esnasında kendisine boşanma yetkisi verilmesini şart koşmamışsa) sadece erkeğe tanınıp kadına verilmemesi, hem dini hem de toplumsal bir hikmete dayandığından bu durum itiraz konusu olamaz. Zaten tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir toplumda, boşanma yetkisinin kadınlara verildiği görülmemiştir. Kadınların bu haktan yoksun bırakılması, ilk bakışta adalet ve eşitlik ilkesine aykırı, erkeklerin kadınlara karşı bir üstünlüğü olarak görülebilir. Ancak bu durumu derinlemesine düşündüğümüzde, aslında büyük bir adalet ve hikmete dayandığını, hatta kadınların haklarını daha fazla koruduğunu fark ederiz. Kadınların genel yapısı itibarıyla, ne kadar bilgi ve akıl sahibi olurlarsa olsunlar, erkekler kadar metanetli, sağduyulu ve isabetli kararlar alabilecek yetkinliğe ulaşmalarının zor olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Kadınlar yaratılış itibarıyla daha narin ve duygusaldır. Doğaları gereği, erkekler gibi ruhsal baskılara dayanabilecek kadar güçlü bir yapıya sahip değillerdir. Bazen en basit bir sebeple bile derin üzüntüye kapılabilirler. Kalplerindeki saflık nedeniyle, çevresel etkilerden çok hızlı bir şekilde etkilenerek sağlıklı karar alma yetilerini kaybedebilirler. Eğer kadınlar da aynı yetkiye sahip olsa, boşanmaların sayısında büyük bir artış meydana gelmez mi? Boşanmanın çoğalması da toplumsal düzeni bozar ve özellikle mutluluklarını arzu ettiğimiz kadınların menfaatiyle uyuşmaz. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.78-79)
- Guslün farzları şunlardır: 1. Mazmaza (ağzı çalkalamak) ve mazmazada mübalağa etmek, ta ki su, ağzın tamamını kaplayıp ulaşmadığı yer kalmasın. 2. İstinşâk; yani suyu, nefesle buruna, burun kıkırdağın ulaşıncaya kadar çekmek. 3. Suyu, bedenin tamamına ulaştırmak. Gusleden kimse kıbleye doğru yönelmez; bedene su dökme hususunda israf ve ifratta bulunmaz; kendisini örten, kapalı bir mekânda gusleder; gusül esnasında konuşmaz; guslü tamamladıktan sonra bedenini, bir bez veya havlu ile kurular; bedenini örtme hususunda acele eder hatta eğer ayaklarını yıkamamış da yıkamayı ertelemişse öncelikle vücudunu örter, sonra ayaklarını yıkar. Gusleden kimse eğer kendisini hiç kimsenin görmediği kapalı bir mekânda bulunuyorsa çıplak olarak gusletmesi caizdir, velev ki bu mekânın damı olmasın. Ayakta veya oturarak gusletmesi caizdir, fakat ihtiyata muvafık olan, oturarak gusletmesidir, zira bu, gizliliğe (tesettüre) daha uygundur. Gusleden kimse mazmaza ve istinşâk eder, bir de bedeninin tamamına su dökerse, niyet etsin veya etmesin guslü tamam olmuş olur. Buna göre bir kimse yağmur altında dursa veya havuza düşse ve su, bedeninin tamamına ulaşmış olsa, bir de mazmaza ve istinşâk etse guslü sahih olmuş olur. Eğer bedende, suyun ulaşmadığı, kıl kadar da olsa kuru bir yer kalmışsa gusül sahih olmaz. Aynı şekilde gusleden kimsenin mazmaza veya istinşâkı unutması hâlinde de gusül sahih olmaz. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.66-67-68)
- Mescidde Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh, El-hamdülillâh, Allâhü Ekber gibi zikirlerle Allâhü Teâlâ’yı çokça anmalı, orada çokça Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Mescidde Resûlullâh (s.a.v.)’in hadîs-i şerîflerini, fıkıh ilmini ve diğer dinî ilimleri okumak müstehaptır. Mescidde oturan kimse, ibâdete (diğer adıyla itikâfa) niyet etmelidir. Şâfiî âlimlerine göre, bir kimse mescidde bir an bile kalsa, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren biri, orada hiç kalmadan geçip gitse bile, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Buna göre, sevâp kazanabilmek için mescidde hiç değilse bir an durmalı, sonra yoluna devam etmelidir." Mescidde oturan kimse, gerektiğinde insanlara iyi şeyleri tavsiye etmeli, onları kötü şeylerden sakındırmalıdır. Esasen bu görevi mescidde olmayan müslüman da yapmak durumundadır; ama mescidde oturan kimsenin, o yüce mekânı, oranın şerefine yakışmayan davranışlardan korumaya çalışması icap eder. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren kimse, abdesti bulunmadığı veya âcil bir işi olduğu için yahut benzeri bir sebepten dolayı iki rekât "tahiyyetü’l-mescid" namazını kılamazsa, onun şu zikirleri dört defa söylemesi müstehaptır (sevâptır): Sübhânallâhi, velhamdülillâhi, velâilâhe illallâhu, vallàhü ekber." "Tahiyyetü’l-mescid", mescide giren kimsenin, mescidin sahibi olan Allâhü Teâlâ’yı saygıyla selâmlaması demektir, nâfile bir namazdır. Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan iki rek‘at namaz kılsın" (Buhârî) buyurmuştur. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.99-100)
- İnsan mükerremdir ve onun mükerrem olan bütün âzâlarına itina ve saygı gösterilmelidir. Bu, tırnak da olsa, ait olduğu bedenden kirlilik hâlindeyken ayrılmamalıdır. İşte bu incelikten dolayı insan bedeninden kıl, tüy, tırnak parçaları gibi şeyleri cünüpken kesip atmamalıdır. Muayyen ve lohusa hâli devam eden hanımlar için de böyledir. Onlar da bu müddet içinde böyle bir temizlik yapmamalı, bu hâlden çıktıktan ve guslettikten sonra böyle temizliği yapmayı tercih etmeliler. Şayet yaparlarsa elbette bir şey de lazım gelmez. Gusül sahih olur. Kadınlar âdet ve lohusa dönemine girmeden önce beden temizliğini yapmaya özen göstermelidir. Ancak özellikle lohusa döneminin uzun olması nedeniyle beden temizliğine tekrar ihtiyaç olursa bunlar için bir özür olabilir. Muâze anlatıyor: “Bir kadın Hz. Âişe’ye (r.anhâ): “Hayızlı kadın kına yakar mı?” diye sormuştu. “Biz, Rasûlullah’ın (s.a.s.) sağlığında kınalanırdık” diye cevap verdi.” Kadını erkekten ayıran vasıtalardan biri olarak, kadınların kına yakmaları teşvik edilmiştir. Saça, ellerine veya ayaklara olması fark etmez. Hayız hâli kına yakmaya mani değildir. Bu ruhsatı, şimdilerde, oje denen ve tırnak üzerinde suyun değmesine mani tabaka teşkil eden başka süs maddelerinin sürülmesini genelleştirmek câiz olmaz. Sürülmüş olsa bile, abdest anında temizlenmesi gerekir. (İbnu Deybe, XVI, 585) (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 290-293)
- Hayvanlara zulüm ve hakaret etmek haramdır. Bir kediyi evde hapis edip açlıktan ölmesine sebep olan kadının cehennemlik olduğunu Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir. “Bir kadın, ölesiye kadar hapsettiği bir kedi sebebiyle azap olundu da bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği vakit; onu doyurmamış, su vermemiş, yerdeki, haşaratı bile yemeye bırakmamıştı...” (Buhârî) Sultan Süleyman birgün şöyle sorar: “Ağacı sarmış olsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?” Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi zarif bir ifade ile sorulan bu suâlin altına şu beyti yazarak cevap verdi: “Yarın divânına Hakk’ın varınca / Süleyman’dan alır hakkını karınca!” Hayvanlara merhamet etmeyenler, insanlara acımaz. Hayvanlara iyilik yapan kötü insanların bile günahları af olunur. Günün birinde bir köpek, kuyu etrafında dolaşıp duruyordu. Susuzluk onu öldürecek hale getirmişti. Derken İsrailoğulları’ndan fuhuşla uğraşan biri, onu görüverdi. (Ayağından) ayakkabısını çıkardı, onun için mestiyle su çıkardı ve köpeği suladı. Buna karşılık o kadın bağışlandı. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, Hemedan şehrinin pazarında Usfur çiçeğinin tohumu aldı. Bestam’a geldi. Usfur çiçeğinin tohumlarını çıkarmak için torbayı açıp baktığında Hemedan’da torbanın içine bir miktar karıncanın da girmiş olduğunu gördü. Karıncaların hakkı kendisine geçmesin diye; yine Hemedana döndü. 0 karıncaları aldığı yere geri bıraktı. Seyyid Ahmed Rufâî Hazretleri, uyuz bir köpeği kendi elleriyle tedavi etmiştir. Yine bir gün cübbesinin üzerinde bir kedi gelip uyudu. Ezan okundu. Kediye zulüm olmasın ve hakkı kendisine geçmesin diye; kediyi uyandırmadı; cübbesini kesti. Kedi uyandıktan sonra cübbesini parçasıyla yamaladı.Üzerinde hayvan hakları olan kişi samimiyetle istiğfar etmelidir. Günahının bağışlanması için Allâhü Teâlâ Hazretleri’ne yalvarmalıdır. Yoksa gerçekten ilâhî azap çok şiddetli ve helak edicidir. (Ömer Faruk Hilmi, İslam’da Ölü Hakları, s. 21-23)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Riyad al-Salihin und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.








