Fakirler: Nisab miktarından az mala sahip olan kimselerdir. Veya, nisab miktarına ulaşmış olmasına rağmen, namî(çoğalıcı, artıcı) olmayan mala sahip olan kimseye de fakir denir. Zekâtı (sadakayı) fakir olan alimlere vermek, fakir olan cahillere vermekten daha efdaldir. Miskinler: Hiçbir şeyi bulunmayıp, dilenmeye muhtaç olan kimselerdir. Fakirin aksine, bu kimselerin kuvvetten düşmemek ve bedenini korumak maksadı ile dilenmesi helâl olur. Bir günlük yiyeceği ve avret mahallini örtebilecek elbisesi olan kimsenin dilenmesi helâl olmaz. Âmil: Vâliyyü'l-emrin, zahirî malların zekât ve öşrünü toplamak üzere tayin ettiği kimsedir. Böyle bir âmile, bu hizmetinden dolayı, görevi devam ettiği sürece, kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarına yetecek kadar, orta halli topladığı zekâttan bir hisse maaş verilir. Mükâteb Köle: Mükâteb olan kölelere, onları kölelikten kurtarıp hürriyetlerine kavuşturmak için yardım edilmesi uygundur. Mükâteb: Bir bedel mukabilinde azad edilmek üzere efendisi ile mukavele yapmış olan köle veya cariye demektir. Mükâtebe, zengin olduğu bilinsin veya bilinmesin zekât vermek caiz olur. Borçlu: Borcundan fazla, nisab miktarı mala sahip olmayan veya kendisinin de, başkasında alacağı olmasına rağmen, bunu alması mümkün olmayan kimse demektir. Zekâtı borçlu olanlara vermek, fakir olanlara vermekten daha efdaldir. Allah Yolunda Olanlar: İmâm Ebû Yûsuf (r.a.)'e göre, Allah yolunda olanlardan maksat, Allah yolunda cihad eden gazilerin fakirleridir. İmâm Muhammed (r.a.)'e göre ise, hac yolunda olan fakir kimselerdir. Yolcu: Zekât verilecek yolcudan maksat, malı, beldesinde kalıp, elinde bir şey bulunmayan garip kimsedir. (Fetava-i Hindiyye, s.620-629)