2480 Episoden
- Cenaze namazı ittifakla farz-ı kifâyedir. Müslümanların bir kısmının kılmasıyla diğerlerinden bu sorumluluk düşer. Cenaze namazının meşru olduğuna dair kat’i icma vardır. Buna göre onu inkâr eden kâfir olacaktır. Zira icmâ’ı inkâr etmiştir. Defni, yıkanması ve teçhizi de farz-ı kifâyedir. Bazı kitaplarda vacibtir dense de bundan maksat farz-ı kifâyedir. Cenaze namazının sünnet olduğunu söyleyenlerin sözünü, sünnetle sabittir şeklinde tevil etmek mümkündür. Vasile b. Eska (r.a.)’den Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Her ölen üzerine namaz kılınız ve her emirle berâber cihad ediniz." (İbn-i Mace) Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ve Ashâbı (r.a.e.) bu namaza devam etmişlerdir. O dönemden bu güne kadar da ümmet her ölen müslümanın cenaze namazını kılmıştır. Bu da cenaze namazının farz olduğuna delildir. Şu kadar var ki, ölen bir Müslümanın cenaze namazını her müslümanın kılması mümkün değildir. Bu itibarla cenaze namatzı farz-ı kifâyedir. Müslümanlardan bir kısmının kılmasıyla diğerlerinden bu sorumluluk düşer. Doğduktan sonra ölen her müslümanın cenaze namazı kılınır. Ölenin küçük, büyük, erkek, kadın, hür veya köle olması fark etmez. Ancak İslâm devletine başkaldırıp silahlı mücadeleye girenler, yol kesenler ve bunların konumunda sayılan kimselerin cenaze namazları kılınmaz. Ölü olarak doğanın cenaze namazı kılınmaz. Bir çocuk doğum esnasında ölürse bakılır. Bedeninin çoğu dışarı çıktıktan sonra ölmüşse namazı kılınır. Azı çıktıktan sonra ölürse kılınmaz. Yarısı çıktıktan sonra ölürse, bedenin yarısının var olması durumunda cenaze namazı kılınır hükmüne kıyâsla bu çocuğun da cenaze namazı kılınır. (Suâlli Cevaplı İslâm Fıkhı, c.3, s.156-158)
- Îsâ (a.s.) zamanında biri vardı. Cimri olduğu için kendisine "Mel’un" diyorlardı. Günün birinde ona askere gidecek biri geldi, şöyle dedi: Ey Mel’un, bana silâha benzer bir şeyler ver onunla savaşayım. Sen de ateşten kurtulursun. Mel’un bu sözlere karşı yüzünü çevirip gitti, bir şey vermedi. Askere gidecek adam dönüp giderken Mel’un pişman oldu, onu geri çağırdı. Kılıcını ona verdi. Savaşçı, kılıcı ile giderken, yetmiş yıllık bir âbitle İsâ (a.s.) onu karşıladı. İsâ (a.s.) sordu:’ Nereden aldın bu kılıcı? Bunu bana Mel’un verdi, deyince îsâ (a.s.) sevindi. Onun verdiği bu sadaka kendisini ferahlattı. Mel’un kapısının önünde oturuyordu ki, İsâ (a.s.) ile o âbit oradan geçti.Mel’un içinden şöyle dedi: Kalkıp, îsâ’nın ve âbidin yüzlerine bakayım. Yüzlerine bakarken âbit şöyle dedi Bu mel’unun cimrilik ateşi beni sarmadan çabuk gideyim, ondan kaçayım. O sırada Allâhü Teâlâ, İsâ (a.s.)’ya şöyle vahyetti: "Şu günâhkâr kuluma söyle! Kılıç sadakası için onu affettim, sana hürmet ve sevgi gösterdiği için de bağışladım." Hz. İsâ (a.s.), âbide, dedi ki: O, senin cennette arkadaşındır. Âbit buna karşılık şöyle dedi: Vallâhi, onunla olacağım cenneti istemem. Onun gibi bir arkadaş da İstemiyorum. Bunun üzerine İsâ (a.s.)’a şu vahiy geldi: O, benim hükmüme razı olmadı. Kulumu da hor gördü. Onu, cehennem ehlinden biri kıldım.Onun cennetteki dereceleriyle hor gördüğü cimri kulumun cehennemdeki derecelerini birbiriyle değiştirdim. Cennetteki yerini de o kuluma verdim. Kendisi de kulumun cehennemdeki yerine gidecek. (Ebu’l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü’l- Gafilin s.359)
- Hz. Ummu Umara (r.anha) iki oğlu ve kocası ile birlikte Uhud harbine katıldı ve birkaç yerinden yaralandı. Müslümanlar, müşriklerin arasında kaldığı sırada Resûlullâh (s.a.v.)'in yanında sayısı on kişiden az bir topluluk kalmıştı. Hz. Ummu Umara (r.anha), oğulları ve kocası Resûlullâh (s.a.v.)'in önünde savaşıyorlardı. At üzerinde bir adam geldi. Hz. Ummu Umare (r.anha)'ya vurdu. Ondan kalkanla korundu. Sonra atın arka ayağına vurdu ve adam sırt üstü düştü. Peygamber (s.a.v.) şöyle demeye başladı: “Ummu Umâre'nin oğlu! Annene koş annene.” Oğlu yardım etmek üzere annesine gitti. İkisi birlikte adamı öldürdüler. Hz. Ummu Umare (r.anha): Onlar da bizim gibi yaya olsalardı, onların işini bitirirdik inşaallâh dedi. Hz. Abdullah İbn Zeyd İbn Asım (r.a.) hücumlarını yaparken uzun boylu bir adam ona vurdu. Sol pazusundan yaraladı. Annesi oğlunun yarasını sardı. Rasûlüllah da ayakta ona bakıyordu, "Yavrum kalk düşmanlarla dövüş" dedi. Resûlullâh (s.a.v.): “Ummu Umare! Senin becerdiğini kim becerebilir ki?” dedi Oğluna vuran adam gelince Resûlullâh (s.a.v.) Hz. Ummu Umâra (r.anha)'ya: “İşte bu, oğluna vuran adamdır”, dedi. Nuseybe Bint Ka'b onun karşısına çıkıp, bacağına vurdu. Adam yere çöktü. Resûlullâh (s.a.v.) azı dişleri görülecek şekilde gülümseyerek şöyle buyurdu : “Öcünü aldın Ummu Umare!” Resûlullâh (s.a.v)'i koruyan bu fedakâr hanımın hizmetinden dolayı Resûlullâh (s.a.v.), tüm aile halkı için şöyle dua etmiştir: “Ey Rabbîm! Bunları bana cennette arkadaş eyle.” (Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar, s.508)
- İslam’da kadının konumuyla ilgili olarak çağımızda en çok tartışılan konu, kadının örtünme meselesidir. Kur'an'da "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarıya çıkacakları zaman) baş örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allâh bağışlayan ve , esirgeyendir." (Ahzab s. 59) buyurulmuştur. Gerek bu ve gerek benzeri ayetler ifade tarz ve üslubu gerekse Hz. Peygamber zamanında uygulamalar, kadınların örtünmesinin, tavsiye kabilinden veya örf, adete veya sosyal kültürel şartlara bağlı ahlaki çerçevede bir hüküm olmaktan öte dini ve bağlayıcılığı bir hüküm olduğunu göstermektedir. Çağımıza kadar bütün islam bilginlerinin anlaşıp ve asırlar boyu islam ümmetinin uygulaması da bu yönde olmuştur. Örtünme konusunda kadınlara ayrı bir sorumluluk yüklendiği ortadadır. Bu kadını koruma, yüceltme ve ona toplumda saygın bir yer kazandırma çabasının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Utanma ve örtünme, canlılar içinde sadece insana has bir özelliktir.İslam alimlerinde ortak görüş, kadınların el, yüz ve ayak hariç örtünmeleri gerektiği üzerindedir. Ancak örtünmenin renk, üslup ve şeklinin toplumların gelenek, zevk ve imkânlar ile bağlantılı olacağı, bu sebeple de bölge ve devirlere göre farklılık gösterebileceği açıktır. Hz. Aişe (r.a.) hicab ayet-i geldikten sonra müslüman hanımların durumunu şöyle anlatır: "Vallâhi ben Allâh'ın (c.c) kitabını tasdik, Onun indirdiğine iman açsından ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Hanımların hepsi Allâh (c.c)’ın emrine uyarak yünden ve pamuktan yapılmış örtülerine büründüler." (Derleme)
- Sultan İkinci Mahmud Han zamanında, Fener Patrikhanesi’nin kapısında asılan, (1237/1821) Rum isyanının baş planlayıcısı Patrik Gregoryos’un, Rus Çarı Aleksandra yazdığı mektub ibret verici cümlelerle doludur. Şöyle ki: “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i mümkündür. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i imân sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da dinlerine olan bağlılıklarından, ahlâklarının sağlamlıklarından gelmektedir. Türklerde evvelâ itaat duygusunu kırmak ve manevî rabıtalarını (bağlarını) parçalamak, dînî metanetlerini (sağlamlığını) zayıflatmak icâp eder. Bunun da en kısa yolu, millî geleneklerine ve maneviyatlarına uymayan hârici fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zâhiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacaktır. Ardından maddî vasıtaların üstünlüğü ile onları yıkmak mümkün olabilecektir. Bu itibarla Osmanlı Devleti’ni tasfiye için sadece harp meydanlarındaki zaferler kâfi değildir. Hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlerine nüfuz edebileceklerine sebep olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır.” Milli eğitimin gençlerimize nasıl bir milli eğitim vermesi gerektiği bu mektuptan anlaşılmıyor mu? Milletimizin gelecek nesillerimize etki edeceklerin nasıl çalışmaları gerektiği bu ifadeler ders vermezse daha ne söylemek gerekir? (Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Devr-i Gül Sohbetleri s.64-64)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, الشيخ أمجد سمير und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.












