2527 Episoden
- Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)’un hayatını manevi vazifelisi
ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün
kâleminden yayınlamaya devam ediyoruz:
Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının
Kıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyân
edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı:
Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtına
denk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi (günâhı) varsa 1000 de
hasenesi (sevâbı) var. Cenâb-ı Hâkk Azze ve Celle Hazretleri
o kuluna “anne babana git bir hasene iste, verirlerse bana
getir seni cennete dâhil edeyim” buyuruyor. O kul Mahşer
gününün o sıkıntılı anında Allâh’ın lûtfu ile anne ve babasını
bulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “evlâdım bugünkü
günde biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun;
sana bir şey veremeyiz” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn bir
hâlde Hâkk’ın huzûruna varıyor. “Annem babam bana bir şey
vermediler yâ Rabbi” diye durumu arz ediyor. Bunun üzerine
Hâkk Te‘âlâ ve tekaddes hazretleri o kuluna:
“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostun
yok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hâkk kulunun o anda
hâtırına getiriyor ve “evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâ
hayatında senin rızân için sevişirdik (birbirimizi karşılıklı severdik)”
diyor. Allâh (c.c.)’un lûtfu ile o dostunu bulup durumunu
ona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki:
“Ey kardeşim, ne kadar hasene istersen alabilirsin. Ben
kendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar” diyor. Hesâb
veren kul, Cenâb-ı Hâkk’ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumu
arz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Râbbimiz:
“Yâ öyle mi; o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarak
hasene veriyor; bense Cevvâdü Kerîmim, Erhâ-mü’r-
Râhimînim, her ikinizi de affettim” buyuruyor.
Ne büyük tebşîrât-ı ilâhî. El-hâmdü li’llâhi râbbî’l-‘âlemîn.
Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için birbirimizi sevmeyi nasîb
etsin (Âmîn). HZ. MEVLÂNÂ’NIN ÇALIŞMA VE HELÂL LOKMAYA VERDİĞİ EHEMMİYET-21EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ
21.10.2026 | 2 Min.Hz. Mevlânâ dostlarına ve yakınlarına çalışmayı emreder
ve helal kazancın ehemmiyetini şu sözlerle dile getirirlerdi.
“İnsanın elde ettiği şey, zararsa çalışmamasından
ileri gelmiştir; kârsa çalışıp çabalamasından.Kazanmak
da ekin ekmeye benzer, ekmedikçe ona sahip olmaya
hakkın yoktur. Hiç buğday ektin de, arpa verdiğini gördün
mü?” sözleriyle çalışmanın ehemmiyetini vurgulamışlardır.
Miskinliği ve tembelliği de dâima reddeden Mevlânâ
derdi ki: “Tevekkül ediyorsan, çalışmak hususunda da tevekkül
et; kazan da sonra Allâh (c.c.)’ya dayan. Birisi bir
define buluverir, “Ben de onu istiyorum, dükkanla, alışverişle
ne işim var?” der. Baht işi bu, fakat nâdirdir. Tende
kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek. Çalışıp kazanmak,
define bulmaya mâni değil ya. Sen işten kalma da,
nasibinde varsa define de arkandan gelsin.
Mevlânâ, dostlarına ne olursa olsun helal kazancı ve
helal lokmayı tavsiye eder ve şöyle buyururlardı: “Nur ve
kemali arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır.
İlim ve hikmet helal lokmadan doğar; aşk ve rikkat (gönül
inceliği) helal lokmadan meydana gelir.”
Mevlânâ dostlarına dilenmeyi yasaklamış ve: “Biz
kendi dostlarımıza dilencilik kapılarını kapattık. Dostlarımız,
ticaret, kitabet veya herhangi bir el emeği ve alın
teri ile geçimlerini temin etsinler. Biz Hazreti Peygamber
(s.a.v.)’in “Gücün yettikçe, istemekten sakın.” emrini yerine
getirdik. Bizim müridlerimizden kim bu yolu tutmaz ise,
onun pul kadar değeri yoktur.” buyurmuşlardır. Allah (c.c.)
şefaatlerine nâil eylesin. Allah (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in
emir ve yasaklarını gözünün nuru bilenlerden eylesin.
(Hz. Mevlânâ Hayatı ve Şahsiyeti s. 61)- Edep konusunda büyükler şöyle der: “Edebe riâyet etmeyen,
sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır, sünnetlere uymayı kaçıran
farzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır, farz
ve vacip gibi dînin temellerinin yeterince yerine getirilememesi,
kişiyi îmanını kaybetme tehlikesine duçar eder. Îmânını kaybedene
binlerce vah olsun!” O halde mutlu sona ulaşmanın
ana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabın
korunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.
Edep bir taç imiş nur-i Hüda’dan
Giy ol tâcı emin ol her belâdan
Mısralarının bütün ihvâna ezberletilmesini emreden Hz.
Sâmi (k.s.)’un hayrul halefi olan Muhterem Ömer Muhammed
Öztürk’ün hayatı her konuda üstün bir edep dairesi içinde geçmektedir.
Sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:
“Büyükler, İslâm’ın altıncı şartı edeptir derler. Bununla
İslâm’ın 5 şartına bir şey eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beş
şartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesi
gerektiğini söylemiş oluyorlar. İslâm edepler manzumesidir”
buyurarak edepten çok sık bahsederler.
Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip oldukları
yüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan
son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını
söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce
bekledikleri olmuştur. Allâh Resûlü (s.a.v.)’e karşı edepleri ise
bambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerinde
şöyle buyurmuşlardır:
“Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e karşı en ufak bir saygısızlıkta
bulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni,
zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahâbesi için değil Resûlullâh
(s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dâhi dikkatli, edepli, temkinli
ve saygılı bulunması gerektiğini beyan etmiştir. Hz. Mevlâna
Celâleddin Efendimiz: “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ağzımı bin
kere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de bu
ağzı senin mübârek ismin olan Muhammed (s.a.v.)’i anmaya
layık göremem” buyurmuşlardır.
(Misvâk Neşriyât, Hakk Yolda Kılavuz Ömer Öztürk, s.248) - İbn Mes’ud (r.a.) şöyle söylüyor. "Her kimi Allâh (c.c.)’un
huzuruna çıkmak sevindirecekse beş vakit namazı, namaza
çağırılan yerde kılsın. Allâhü Teâlâ sizin Peygamberiniz
(s.a.v.) için hidayet yollarını şeriat yaptı. Açık açık beyan etti.
Beş vakit namaz da hidayet yollarındandır. Eğer siz namazını
evinde kılan şu adam gibi evlerinizde kılarsanız Peygamberiniz
(s.a.v.) yolunu terketmiş olursunuz. Peygamberiniz
(s.a.v.)’in yolunu terkederseniz dalâlete düşersiniz. Yeminler
olsun ki, ben içimizden, cemaatten geri kalanın, ya nifakı
mâlum münâfık, ya da hasta olan kimseden başkasını bilmiyorum.
Hatta ayakları tutmayacak derecede hasta olan bir
adam, cemaatle kılınan namazın fazîletine olan hırsından ve
terkindeki günâhın korkusundan iki kişinin kolları arasında
câmiye getirilir ve saf arasına külçe gibi bırakılırdı.
Allâhü Teâlâ’nın şu ayetinin: "Andolsun Tevrat’tan sonra
Zebur’da da yazmışızdır ki, arza ancak sâlih kullanın
mirasçı olur." (Enbiyâ s. 106) tefsirinde, sâlih kullardan murad
beş vakit namazı câmide cemaatle kılan kimseler olduğu bildirilmiştir.
Bir sahih hadîste Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim ki evinde bol su ile gusleder, sonra Allâh
(c.c.)’un evlerinden, câmilerden birine, farzlardan bir
farzı edâ etmek için yürürse, attığı her adımdan biri bir
hatâsını siler, yıkar; diğeri de kendisini bir derece yükseltir.
Namaz kıldığı vakit, o namazgâhda bulunduğu sürece
melekler devamlı olarak: "Ya Râb, o orada kimseyi
incitmediği ve konuşmadığı müddetçe onu yarlığa" diye
onun için istiğfar ederler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Ey ashâbım, sizlere, kendisiyle
Allâh (c.c.)’un hatâları sileceği ve sâyesinde yüce derecelere
yükselteceği şeylere delâlet edip bildireyim mi?"
buyurdu. Ashâb (r.a.e.), "Tabiî yâ Resûlullâh, bildir." dediler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Çok soğuklarda abdesti mükemmel
almak, adımları mescitlere doğru çoğaltmak, namazdan
sonra diğer namaz vaktini beklemektir."
(İmâm Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.209-210 - İslamiyet’in doğuşuyla, dünyanın en uzak köylerinde
yaşayan ve ilimden, güzel sanatlardan, medeniyetin izlerinden
mahrum şerefli bir kavim, birdenbire aydınlık bir
hayata, mutlu bir yaşama kavuşarak, insanlık için örnek
olacak bir medeniyet kurdular. Bu kavim, insanlığın örneği,
bilim ve sanatların hizmetkârı, tüm insanlık için bir övünç
kaynağı haline geldi.
Müslümanlar, dinen ilim ve sanatların öğrenilmesiyle
yükümlü olduklarından, ilahiyat ve dinî felsefede bütün
felsefecileri şaşkınlık içinde bırakacak büyük bir ilerleme
sağladılar. Ruh ilmini ve ahlakı büyük bir özenle işleyerek,
nefsin arındırılması ve ahlakın düzeltilmesi için çaba sarf
ettiler. “Allâh’ın (c.c.) yarattıkları hakkında düşünün, zatı
hakkında düşünmeyin” emrine uyarak, temiz bir düşünceye,
nurani bir kalbe ve doğru bir inanca sahip oldular.
Müslümanlar, gerçeği araştırmak hususunda büyük
bir yetenek göstererek kudretin güzelliklerini ve varlık evrelerini
incelemeye daldılar. Batılıların bugün, bu kadar
mükemmel gözlem araçlarıyla keşfettikleri birçok gerçeğe,
müslümanlar bundan çok asırlar önce vâkıf olmuşlardı.
Müslümanlar, yaşamakta oldukları dünyanın yapısını ve
özel durumlarını da dikkatten uzak tutmadılar. Bitkilerin
anatomisi, tabii botanik ilmi ve sanayiye dair bitki bilgisi
üzerine eserler meydana getirdiler.
Müslümanlar, fikir üretimi ve icat yeteneğine sahip olduklarını,
dünya medeniyetine bıraktıkları birçok bilimsel
keşifleri ve zarif mimari eserleriyle ispat ettiler. Mensubu
oldukları din-i mübin (İslam dini) de onları bu gibi ilimler,
sanatlar, icatlar ve sanayi ile uğraşmaktan men etmemiştir.
Öyleyken nasıl olur da “İslamiyet ilerlemeye engeldir”,
“İslamiyet bilimlerin ve sanatların genişlemesine uygun değildir”
gibi iftiraları cesaretle söyleyenler bulunabilir?
(Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 200-203)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, فاهم und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.












