2535 Episoden
ÇİZME, POTİN GİBİ AYAKKABILAR MEST OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?-30 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ
30.10.2026 | 2 Min.Ebû Hanife (r.a.)’e göre mest; giymek maksadıyla
deri ve benzeri maddelerden yapılan, ayağı topuğuyla
birlikte örten, içine su geçirmeyen ve ayağa giyildiğinde
bağlanmaksızın kendi kendine dik durâbilecek bir ayakkabı
çeşididir. Fakîhlerin tamamına göre, bu özelliklere
haiz olan patiklerin, mest olarak kullanılması caizdir.
Buna göre; günümüzde her ne kadar mest olarak satılmasalar
da, ayakları topuklarla birlikte örten çizme,
potin ve bot gibi ayakkabı çeşitlerinin üzerine mest
edilmesinde herhangi bir mahzur yoktur. Burada dikkat
edilmesi gereken bir husus vardır. Şöyle ki; ayakkabılar
genellikle sokakta giyildiğinden onlara necaset bulaşması
kuvvetle muhtemeldir.
Fıkıh kitaplarımızda, mestler üzerine mesh etmede
aranan şartlar beyân edilirken, mestlerin temiz olmasından
bahsedilmemiştir. Necâset, mesh mahalli olan
botun üst kısmındaysa bunun üzerine mesh etmek sahih
değildir. Zira meshin temiz suyla yapılması gerekir.
Mesh için elimize aldığımız temiz su, necis olan mahalle
değmesiyle pislenmiş olur. Pislenmiş olan bu su ile
mesh etmek ise caiz değildir.
Şayet necâset botun alt kısmı gibi mesh mahalli olmayan
yerlerde bulunursa meshe mani olmaz. Şunu da
ilave edelim: Botta bulunan necâset, af miktarından fazlaysa
o botlarla namaz kılınmaz.
Namaz kılınamaması meshin sahih olmadığından
dolayı değil, belki necâset namaza mani olduğundan
dolayıdır. Bu durumda olan bir kişi abdestli sayılacağından
Kur’an’a dokunmak gibi abdestsiz yapılamayan
fiilleri yapabilir.
(Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.267-268)- Gıybete düşmemek için sürekli olarak bunun ahiretteki
cezasını hatırla! Özellikle de gıybete düştüğün an,
onun elim azabını düşünmen gerekir.Konuşmadan önce
neyi konuşacağını iyice düşün.
Konuşacağın konu faydalı değilse susman gerekir.
Eğer söyleyecek sözünün dünyevî veya uhrevî bir faydası
varsa, kelimelerini özenle seçerek konuş. Bütün tedbirlerin
başı budur. Bunu yapamayan kişilerin gıybetten kurtulması
zordur. Konuşurken konunun gıybete vardığını fark
ettiğin an hemen konuyu değiştir. Hatta konuşmayı tamamen
kesebiliyorsan bu daha faydalıdır. Çünkü konuşmayı
kesersen, bu hem senin nefsine caydırıcı bir ceza olur
hem de senin yanındakilere bir uyarı olur. Gıybetten uzak
duran dindar insanlarla arkadaş olmaya çalış. Bulunduğun
ortamda gıybet yapılıyorsa, mümkünse bu gıybete
hiç dâhil olmadan oradan kalk. Ancak kalkman mümkün
değilse kalbinle yapılan işten nefret et. Gıybet yaptığın
an, onun cezasını hatırlayarak bundan vazgeçemiyorsan
kendini bir öğün yemek yemekten mahrum bırak ve aç
kalarak nefsini cezalandır. Bunu yaptığın zaman sonraki
gıybetlerde cezasını mutlaka hatırlayacaksın.
Gıybette hem Allâh hakkı hem de kul hakkı bulunduğu
için tevbe ile birlikte gıybeti yapılan kişiden af dilenmesi
de gerekmektedir. Gıybeti yapılan kişinin ölmüş ise, bu
durumda gıybeti yapılan kişi için istiğfarda bulunulmalıdır.
İnsan fıtratı gereği konuşarak kendi yükünü hafifletir.
Dolayısıyla birisi sana haksızlık yaptığı zaman konuşarak
yükünü hafifletecek olursan, konuşman gıybete dönmesin
diye, sana haksızlık yapana da duâ et! Bu kolay bir
durum olmasa da oldukça faydalı ve etkilidir. Böylece duâ
ile hem yükünü hafifletmiş hem de gıybetten kurtulmuş
olursun.
(Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu’l Ahlâk, s.50-52) - Bir hadis-i şerifte Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Ashabım hakkında Allâh’dan korkunuz, benden
sonra onları hedef edinmeyiniz. Kim onları severse
benim sevgimle onları sever. Kim de onlara
buğzederse benim buğzum ile onlara buğzeder.
Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur.
Bana eziyet eden ise Allâhü Teâlâ’ya eziyet etmiş
olur. Allâhü Teâlâ’ya eziyet eden ise umulur ki;
Allâh tez vakitte onu yakalasın."
Hadis-i şerifin anlamı onların hakkında Allâh’dan ittika
ediniz, sakınınız. Onları kötülükle ayıplamayınız.
Onlar hakkında ve onların taziminde Allâh’ı zikrediniz,
demektir. Resûlullâh (s.a.v.)’in hadis-i şerifte "Benim
sevgim ile sever" buyurması yani benim onu sevdiğim
sebeple veya benim onları sevmem sebebiyle
demektir. Çünkü bir kişiyi seven bir kimse, sevdiği o
kimsenin bütün sevdiklerini sever. Buğz etme hususu
da aynı sebepler ile geçerlidir. Onlara eziyyet vermek
demek, onların ölümlerinden sonra olsa bile, onları
mutlaka kötüleyen, ayıplayan bir şeyle eziyet demektir.
Çünkü ölüler de, dirilerin eziyetlendikleri şeylerden
eziyetlenirler. Çünkü habîb; habîbinin eziyet duyduğu
şeyden eziyet duyar. Çünkü Rasûl (s.a.v.)’e tazim onu
gönderene tazimdir.
Yine eziyet vermek de böyledir. Onu yakalaması
süratle ve gazablı bir şekilde onun ruhunu kabzetmesi
demektir. Allâh, Müntakim’dir, Cebbar’dır, Kahhar’dır.
İşte bunlarda elbette basar sahipleri (görenler) için ibret
vardır.
(Birgivi, Tarikatü’l-Muhammediyye Tercümesi, s. 162-163) HZ. SAMÎ (K.S.)’UN MUHTEREM ÖMER ÖZTÜRK’Ü KENDİ YERLERİNE OTURTMALARI-27 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ
27.10.2026 | 2 Min.Son devirde ülkemizde yaşamış en büyük velilerden Hz.
Sâmî (k.s.)’un “tabiri câiz ise” kucağında doğmuş, onun terbiyesinde
büyümüş, hayatını Hz. Sâmî (k.s.)’a hizmete ve
ondan istifadeye adamış ve yine o zâtın vasiyyetleri gereği
teçhiz ve tekfin işlerini yapmış, onun yolunu hâlâ insanlara
anlatan ve Hz. Sâmî (k.s.)’un manevî evlâdı ve vazifelisi olan
Muhterem Ömer Muhammed Öztürk, Hz. Sâmi (k.s.) ile yaşadıkları
bir Berât kandili gecesini şöyle anlatmışlardır:
“Şaban-ı Şerîf’in başlarında Mahmûd Gezer Ağabeyle
(Allâh (c.c.) rahmet eylesin Mekke’de vefât etti, Cennetü’l
Muallâ’ya defnedildi.) devlethanenin bahçesinde oturuyorduk.
Efendi Hazretleri’nin hâdimesi gelerek beni bir kenara
çağırdı ve “Ömer Ağabey babam mahrem bir husus söyledi.
Bunu Ömer Öztürk’e anlat. Kendisinde kalsın. Îcâbını yerine
getirsin. Fakat kimseye de bir şey söylemesin.” dedi ve Efendi
Hazretleri’nin “Ben Berât gecesini Ömer Öztürk ile değerlendirmek
istiyorum. Kendisi bir imâm bulsun. Ayrıca iki kişiyi de
çağırsın. İsterse birisi kendi babası Mehmet Öztürk olabilir.
Bir de başka ihvân, benimle birlikte hepimiz beş kişi olacağız.
Akşam namazını burada devlethanede kılacağız. İftarı beraber
eder, akşam ve yatsı namazını beraber kılar, geceyi de
beraber ihyâ ederiz inşâallah.” buyurduğunu söyledi. Fakir,
babama ve (Sami Efendimiz’in son yıllarında namazlarını kıldıran)
Mahmûd Hoca’ya haber verdim. Sonra Ömer Kirazoğlu
ağabey, İsmail ve Cevat Öztürk ağabeylerimi çağırttı. İftar,
namaz ve yemekten sonra Efendimiz Hazretleri her zaman
oturdukları demiryolu cihetine karşı olan koltuğa oturdular.
Az sonra ayağa kalkarak kendi karşısındaki koltuğa geçtiler.
Kendi koltuklarına, Fakiri çağırıp “Sen gel, buraya otur, burası
senin yerindir. Fakir de karşısında oturacağım” diyerek kendi
koltuklarına Fakiri oturttular. Muhteşem bir sohbetten sonra
yatsı namazı kılındı, tekrar aynı yerlerde oturarak sohbet, duâ
ve murâkabe edildi. İzin alınarak evlere hareket edildi.
(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)- Hayatının tek gâyesi Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin
sünnetine uymak ve onu ihyâ etmek olan Hz. Sâmî
Efendimiz; daha önceki kitâblarda: “Kılıcı boynunda asılı Peygamber”
olarak tarîf edilen (s.a.v.) Efendimize bu husûsta da
ittibâ edip gazâya iştirâk ederek “Gâzî” olmuşlardı.
Bu husûsu kendileri şöyle anlatıyorlardı: “Birinci Cihân
harbinde Osmânlı ordusunda levâzım subayı olarak vazîfe
gördüm. Alayımız Edirne’de vazîfe görüyordu. Açlık ve kıtlık
son derece şiddetli idi. Askerlerimizin uzun süre yiyecek bulamadıkları
oluyordu. Bu yüzden askerler ellerinin yetiştiği yere
kadar kavak ağaçlarının kabuklarını yolarak onları çiğniyorlar
ve böylece açlıklarını bir nebze olsun gidermeğe çalışıyorlardı.”
Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) Efendimizin: “Cihâdı terk
eden millet zillete düçâr olur.” sözünü bütün talebelerine ezberleten
Hz. Sâmî (k.s.), Cenâb-ı Hâkk’ın: “Niçin yapamadığınızı
söylüyorsunuz?” Kavl-i şerîfini de bize kendileri yaşayarak
öğretiyorlardı. Yaşayarak, tatbîk ederek bize cihâdı
öğretiyorlardı. Harbe iştirâk ederek Gâzî olmuşlar, ve ömürleri
boyunca İslâm için kılıç sallama arzusu ile yaşamışlardı.
Mübârek ömürleri doksanı bulduğunda dahî sohbetlerinde
Uhud harbinde Amr ibn-i Sâbit (r.a.)’in müslümân oluşunu
anlatırken; onun lâkabını: “Asram lâkabı ile mülakkab; keskin
kılıç saldırıcı” diye tarîf ederken oldukları yerde dizleri üzerine
doğrularak ellerini havaya kaldırarak elindeki kılıcı ile
derhâl düşman üzerine saldıracakmış gibi olan hâlleri ancak
görülmekle anlaşılabilirdi. Yaşıyor; ondan sonra anlatıyorlar;
anlatırken de o hâli aynen yaşıyorlardı. Hayatı cihâddı Hz.
Sâmî Efendimizin. Ömür boyu cihâd... Ve bu cihâdı elinde
silâhı gazâda da yaşamış ve Gâzî olmuştu Hz. Sâmî (k.s.).
Ve nefe‘ana’llâhü Te‘âlâ bi şefâatihi, Allâh (c.c.) cümlemizi
O’nun muhabbetini hakkı ile yaşayıp öylece haşrolanlardan
eylesin (Âmîn). Bi hurmeti seyyidi’l-enbiyâ-i ve’l- mürselîn
salla’llâhu Te‘âlâ aleyhi vesellem.
(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Noreen Muhammad Siddique und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.
















