2445 Episoden
HZ. ÎSÂ (A.S.) İNİNCE YAHUDİ VE HRİSTİYANLARA NASIL MUÂMELE EDECEK?-23 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ
23.07.2026 | 3 Min.Hz. Îsâ (a.s.)’ın inişini bildiren hadislere göre Hz. Îsâ (a.s.) bir sabah namazı vaktinde Şam’a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde Hz. Îsâ (a.s.) iki melek arasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen Yahudilerle Hristiyanlar kısım kısım karşılamak için koşarak: “Biz senin ümmetindeniz.” diyeceklerse de Hz. Îsâ (a.s.): “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini yalanlayacak ve ashabının ancak muhacirler olduğunu söyleyerek onların halîfesini arayacak, onu namaz kıldırırken görünce geri çekilerek: “Sen namazını kıldır. Allâh (c.c.) senden razı olmuştur. Ben emir değil, ancak vezir olarak gönderildim.” diyecek, namazı her zamanki imam kıldıracaktır. Bir rivâyete göre Hz. Îsâ (a.s.) bundan sonra imâm olacaktır. Bir rivayete göre Hz. Îsâ (a.s.)’ın ineceği sıralarda son derece kıtlık ve açlık zuhur edecektir. Hz. Îsâ (a.s.) yeryüzünde bir rivâyete göre yedi sene, diğer rivâyete göre kırk yıl kalacaktır. “Haç”ı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır.” Haçı kırmaktan maksad; Hristiyanlığı iptâl ederek İslâm şeriatı ile hüküm vermektir. Allâme Ayni’ye göre Hz. İsa (a.s.)’ın inişinin diğer hikmetleri de şöyledir: 1. Yahudîlerin “onu öldürdük” iddialarına reddiye olmak üzere indirilecek ve Yahudiler onu değil, o Yahudileri öldürecektir. 2. Hz. Îsâ (a.s.), eceli yaklaştığı için yere indirilecektir. Çünkü topraktan yaratılan bir mahluk topraktan başka bir yerde ölemez. 3. Hz. Îsâ (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.) ile ümmetinin sıfatlarını gördüğü vakit bu ümmetten olmayı istemiş; Allâh (c.c.) da duâsını kabul ederek onu sağ bırakmıştır. Âhir zamanda müslümanların umurunu yeniden tanzim etmek için yere indirilecek ve bu hadise Deccal’in çıktığı zamana tesadüf ederek Deccal’i tepeleyecektir. (Ahmed Dâvudoğlu, S. Müslim Tercümesi ve Şerhi, c. 2 s. 70)- İslam hukuku açısından, nikâh tıpkı diğer medenî akitler gibi bir şer’i akittir. Dolayısıyla, nikâh akdini yapmaya yetkili olan kişilerin boşanma yetkisine de sahip olmaları doğal bir durumdur. Bireysel özgürlüğe sahip ve hukûkî ehliyeti tam olan bir kişi, bu tür tasarruflardan men edilemez. Aksi halde, bu tür bir kısıtlama insanların temel haklarına aykırı olur. Ancak, boşanma yetkisinin (kadın, evlilik esnasında kendisine boşanma yetkisi verilmesini şart koşmamışsa) sadece erkeğe tanınıp kadına verilmemesi, hem dini hem de toplumsal bir hikmete dayandığından bu durum itiraz konusu olamaz. Zaten tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir toplumda, boşanma yetkisinin kadınlara verildiği görülmemiştir. Kadınların bu haktan yoksun bırakılması, ilk bakışta adalet ve eşitlik ilkesine aykırı, erkeklerin kadınlara karşı bir üstünlüğü olarak görülebilir. Ancak bu durumu derinlemesine düşündüğümüzde, aslında büyük bir adalet ve hikmete dayandığını, hatta kadınların haklarını daha fazla koruduğunu fark ederiz. Kadınların genel yapısı itibarıyla, ne kadar bilgi ve akıl sahibi olurlarsa olsunlar, erkekler kadar metanetli, sağduyulu ve isabetli kararlar alabilecek yetkinliğe ulaşmalarının zor olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Kadınlar yaratılış itibarıyla daha narin ve duygusaldır. Doğaları gereği, erkekler gibi ruhsal baskılara dayanabilecek kadar güçlü bir yapıya sahip değillerdir. Bazen en basit bir sebeple bile derin üzüntüye kapılabilirler. Kalplerindeki saflık nedeniyle, çevresel etkilerden çok hızlı bir şekilde etkilenerek sağlıklı karar alma yetilerini kaybedebilirler. Eğer kadınlar da aynı yetkiye sahip olsa, boşanmaların sayısında büyük bir artış meydana gelmez mi? Boşanmanın çoğalması da toplumsal düzeni bozar ve özellikle mutluluklarını arzu ettiğimiz kadınların menfaatiyle uyuşmaz. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.78-79)
- Guslün farzları şunlardır: 1. Mazmaza (ağzı çalkalamak) ve mazmazada mübalağa etmek, ta ki su, ağzın tamamını kaplayıp ulaşmadığı yer kalmasın. 2. İstinşâk; yani suyu, nefesle buruna, burun kıkırdağın ulaşıncaya kadar çekmek. 3. Suyu, bedenin tamamına ulaştırmak. Gusleden kimse kıbleye doğru yönelmez; bedene su dökme hususunda israf ve ifratta bulunmaz; kendisini örten, kapalı bir mekânda gusleder; gusül esnasında konuşmaz; guslü tamamladıktan sonra bedenini, bir bez veya havlu ile kurular; bedenini örtme hususunda acele eder hatta eğer ayaklarını yıkamamış da yıkamayı ertelemişse öncelikle vücudunu örter, sonra ayaklarını yıkar. Gusleden kimse eğer kendisini hiç kimsenin görmediği kapalı bir mekânda bulunuyorsa çıplak olarak gusletmesi caizdir, velev ki bu mekânın damı olmasın. Ayakta veya oturarak gusletmesi caizdir, fakat ihtiyata muvafık olan, oturarak gusletmesidir, zira bu, gizliliğe (tesettüre) daha uygundur. Gusleden kimse mazmaza ve istinşâk eder, bir de bedeninin tamamına su dökerse, niyet etsin veya etmesin guslü tamam olmuş olur. Buna göre bir kimse yağmur altında dursa veya havuza düşse ve su, bedeninin tamamına ulaşmış olsa, bir de mazmaza ve istinşâk etse guslü sahih olmuş olur. Eğer bedende, suyun ulaşmadığı, kıl kadar da olsa kuru bir yer kalmışsa gusül sahih olmaz. Aynı şekilde gusleden kimsenin mazmaza veya istinşâkı unutması hâlinde de gusül sahih olmaz. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.66-67-68)
- Mescidde Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh, El-hamdülillâh, Allâhü Ekber gibi zikirlerle Allâhü Teâlâ’yı çokça anmalı, orada çokça Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Mescidde Resûlullâh (s.a.v.)’in hadîs-i şerîflerini, fıkıh ilmini ve diğer dinî ilimleri okumak müstehaptır. Mescidde oturan kimse, ibâdete (diğer adıyla itikâfa) niyet etmelidir. Şâfiî âlimlerine göre, bir kimse mescidde bir an bile kalsa, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren biri, orada hiç kalmadan geçip gitse bile, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Buna göre, sevâp kazanabilmek için mescidde hiç değilse bir an durmalı, sonra yoluna devam etmelidir." Mescidde oturan kimse, gerektiğinde insanlara iyi şeyleri tavsiye etmeli, onları kötü şeylerden sakındırmalıdır. Esasen bu görevi mescidde olmayan müslüman da yapmak durumundadır; ama mescidde oturan kimsenin, o yüce mekânı, oranın şerefine yakışmayan davranışlardan korumaya çalışması icap eder. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren kimse, abdesti bulunmadığı veya âcil bir işi olduğu için yahut benzeri bir sebepten dolayı iki rekât "tahiyyetü’l-mescid" namazını kılamazsa, onun şu zikirleri dört defa söylemesi müstehaptır (sevâptır): Sübhânallâhi, velhamdülillâhi, velâilâhe illallâhu, vallàhü ekber." "Tahiyyetü’l-mescid", mescide giren kimsenin, mescidin sahibi olan Allâhü Teâlâ’yı saygıyla selâmlaması demektir, nâfile bir namazdır. Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan iki rek‘at namaz kılsın" (Buhârî) buyurmuştur. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.99-100)
- İnsan mükerremdir ve onun mükerrem olan bütün âzâlarına itina ve saygı gösterilmelidir. Bu, tırnak da olsa, ait olduğu bedenden kirlilik hâlindeyken ayrılmamalıdır. İşte bu incelikten dolayı insan bedeninden kıl, tüy, tırnak parçaları gibi şeyleri cünüpken kesip atmamalıdır. Muayyen ve lohusa hâli devam eden hanımlar için de böyledir. Onlar da bu müddet içinde böyle bir temizlik yapmamalı, bu hâlden çıktıktan ve guslettikten sonra böyle temizliği yapmayı tercih etmeliler. Şayet yaparlarsa elbette bir şey de lazım gelmez. Gusül sahih olur. Kadınlar âdet ve lohusa dönemine girmeden önce beden temizliğini yapmaya özen göstermelidir. Ancak özellikle lohusa döneminin uzun olması nedeniyle beden temizliğine tekrar ihtiyaç olursa bunlar için bir özür olabilir. Muâze anlatıyor: “Bir kadın Hz. Âişe’ye (r.anhâ): “Hayızlı kadın kına yakar mı?” diye sormuştu. “Biz, Rasûlullah’ın (s.a.s.) sağlığında kınalanırdık” diye cevap verdi.” Kadını erkekten ayıran vasıtalardan biri olarak, kadınların kına yakmaları teşvik edilmiştir. Saça, ellerine veya ayaklara olması fark etmez. Hayız hâli kına yakmaya mani değildir. Bu ruhsatı, şimdilerde, oje denen ve tırnak üzerinde suyun değmesine mani tabaka teşkil eden başka süs maddelerinin sürülmesini genelleştirmek câiz olmaz. Sürülmüş olsa bile, abdest anında temizlenmesi gerekir. (İbnu Deybe, XVI, 585) (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 290-293)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, الشيخ عبد الله الامين الشنقيطي/تفسير القرطبي_Sheikh Abdullah AlAmin Al-Shanqiti/Tafsir Al-Qurtubi und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.
















