2488 Episoden
- Bu mektûb Şeyh Muhammed Ma’sûm “kuddise sirruh” Serhendî Hazretleri tarafından, Mirzâ Ubeydüllah beğe yazılmışdır. Bazıları zan eder ki, tasavvuf, kendi hâline bakıp, başkasına karışmamak, kimseye ilişmemekdir. Bu, doğru değildir ve dinde yara açmağa sebeb olur. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a.)’a bağlanan büyüklerin yolu, sünnet-i seniyyeye ittiba ve bid’atlerden kaçmak olduğu kitâblarında yazılıdır. Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker ve buğd-ı fillâh ve cihâd-ı fî sebîlillâh, Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetinden, belki islâmiyyetin vâciblerinden ve farzlarındandır. O hâlde, emr-i ma’rûfu terk etmek, bu büyüklerin yolunu terk etmek olur. Hâce Mu’înüddîn-i Çeştî buyurdu: Dostun yolu çok ince ve tehlikelidir. Herkese nasîhat et ve tehlikeyi bildir! Fudayl bin Iyâd Hazretleri buyurdu: Bid’at söyleyenleri ve yapanları sevenlerin ibâdetlerini, Allahü teâlâ kabûl etmez ve kalblerinden îmânlarını çıkarır. Bid’at sâhibini sevmeyenin ibâdeti az olsa da, Allahü Teâlânın bunu afv buyurmasını ümmîd ederim. Yolda bid’at sâhibine karşı gelirsen, yolunu değiştir! Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylâni Hazretleri buyurdu ki: Bir kimse, bir bid’at meydâna çıkarsa veyâ bir bid’ati işlese, Allahü teâlânın ve meleklerin ve bütün insanların la’neti, onun üzerine olsun. Peygambere (s.a.v.) tâbi’ olan, insanları da’vet etmekde ve emr-i ma’rûf, nehy-i münker etmekde de tâbi’ olur. Bunları yapmayan, Ona hakikaten tâbi’ olmuş değildir. Allahü teâlâ, Mûsâ (a.s.)’a sual etti: Benim için ne işledin? Cenâb-ı Hak buyurdu: Yâ Mûsâ! Dostlarımı benim için sevdin mi ve düşmanlarıma benim için düşmanlık etdin mi? Muhabbet, sevgilinin dostlarını sevmeği, düşmanlarına düşmanlık etmeği îcâb eder. (Şeyh Muhammed Ma’sûm Serhendî, Mektûbât, c.4, Mektup 29)
- Soru: Yedi bileziği bulunan, ama evleri eşyaları olmayan ve bir maaşla kıt kanaat geçinen bir kadının zekât vermesi gerekir mi? Cevap: Altınların toplam ağırlığı yaklaşık 85 gr. kadar ya da daha fazla ise, borcu yoksa, kıt kanaat yaşamalarına rağmen, altınları bozdurmayıp onları, tam bir yıl (365 gün) elinde bulundurmuşsa, başka bir şeyi olmasa dahi zekâtlarını vermesi gerekir. Hanefîlerin görüşü budur. Soru: Altın ve gümüş gibi zamanla değeri yükselip alçalan kıymetlere zekât lazım geldiğini biliyoruz. Ama inci, yâkut, zebercet gibi değeri daima sâbit olan mücevherata zekât lazım gelir mi? Cevap: Bu gibi mücevher ve taşlar alınıp satılarak ticaret malı olmakta iseler kıymetlerinden zekât lazım gelir. Ama evde ziynet ve hâtıra olarak bekliyorsa zekât lâzım gelmez. Soru: Bir evde birkaç hanım bulunmaktadır ve bunların da az veya çok altınları zînet olarak takındıkları görülmektedir. Bunların hesaplanması ve zekâtlarının verilmesinde nasıl hareket etmek gerekir? Cevap: Ev içindeki hanımların altınları tamamen kendilerinin malıdır. Bunların ayrı ayrı tartılıp hesaplanması gerekir. Hepsininkini birden teraziye koyup tartmak yanlıştır. Ev sâhibinin hanımına ait olan ayrı tartılacak, evdeki gelininki ayrı tartılacak ve kızın altını ayrı tartılacaktır. Bunların hangisi 80.18 gramı buluyorsa ona zekât verilecektir. Bu zekâtın verilmesi, altının sâhibi bulunan hanım tarafından ödenecektir. (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 197-198)
- Abdullah İbni Abbas (r.a.)’dan rivâyet edilmiştir. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Bir kimse vardır ki, cennete girdiği zaman, saraylarda, köşklerde ve evlerin odalarında bulunanların hepsi ona selâm verip hoşgeldin, derler”. Hz. Ebûbekir (r.a.): "Yâ Resûlullâh (s.a.v.), biz o kimseyi, o saray ve köşklerde görebilir miyiz?" dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): “Evet, o kimse sensin ey Ebû Bekir”, buyurdular. Abdullah İbni Abbas (r.a.)’dan rivâyet olunan diğer bir hadis-i şerifte: "Biz Peygamber (s.a.v.)’in yanında bulunuyorduk. Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın ismi Peygamber (s.a.v.) huzurunda anıldı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), “Ebûbekir’e (r.a.) kim benzeyebilir? İnsanlar beni yalanladı; o, tasdik edip bana iman etti. Herkes benden kaçarken o, kızını bana nikâhladı. Bütün malını benim yoluma feda etti. Sıkıntılı saat ve günlerde yanımda mücadele etti. O, kıyâmet günü, eğeri yeşil zebercedden, yuları inciden olan cennet develerinden bir deveye binmiş olur. Sündüs ve istibraktan iki yeşil elbise giymiş olduğu hâlde benimle konuşur. Ben de onunla konuşurum. Kıyâmet ehli, “Bunlar kimlerdir?” diye sorarlar. Kendilerine, bunlar “Allâhü Teâlâ’nın Resûlü (s.a.v.) ve Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)’dır” diye cevap verirler”, buyurdu." Ashab-ı güzinden (r.a.e.) birisi: "Cenâb-ı Allâh’ın en büyük rızâsı nedir, yâ Resûlullâh (s.a.v.)?" diye sordu. Peygamber (s.a.v.): “Cenâb-ı Allâh âhirette Cennette umumi olarak bütün kullarına, hususi olarak da Ebûbekir (r.a.)’a tecelli eder. Allâhü Teâlâ’nın en büyük rızâsı işte budur” buyurdular. (Şemsüddin Ahmed Sivasi, Dört Büyük Halife, s.71)
- Sarıkamış felâketi, Enver Paşa’nın şahsî eseridir; doksan bin asker bir hiç uğruna kurşunla değil, donarak öldü. Üçüncü Ordu kuvve olarak ortadan kalktı; Doğu Anadolu Ruslar’ın ve Ermeniler’in baskısı altında kaldı. 1951’de General Hüseyin Hüsnü Erkilet, 1915’in ilk günlerinde Haydarpaşa’ya gelen Enver’i karşılayışlarını anlatır: Kurmayların gözleri yaşlıydı; Enver’in bıyıkları dimdikti, yüzünde hüzün çizgisi yoktu, zafer kazanmış bir başkumandan kadar rahattı. Selâmımızı aldı; otomobillere binip Beyazıt’ta Harbiye Nezareti’ne geçtik, herkes şaşkındı. Selçuklu ve Osmanlı Türkiyesi’nde imtiyaz gören, zenginleşen, devlet işlerinde yükselen Ermeniler nasıl oldu da sürgün cezasına uğradı? Cevap, Ruslar’ca silahlandırılan Taşnak ve Hınçak çetelerinin cephelerimize ve köylerimize yaptıkları katliamlardır. On binlerce Türk, Kürt ve Müslüman öldürüldü; Anadolu’nun pek çok yerinde can ve mal emniyeti kalmadı. Genç erkeklerimiz on cephedeydi; imparatorluk Cihan Harbi’ne dokuz orduyla girmiş, Talat, Enver, Cemal’in maceracı kararları ağır faturalar doğurmuştu. Bütün bunların ortasında çıkarılan tehcir, “sebeb-i meçhul” bir zulmün değil, cephe gerisini emniyete alma refleksinin neticesiydi; fakat uygulamada büyük acılar yaşandı. Yılmaz Öztuna’nın ifadesiyle: “Gerek Ermeni ölümleri, gerekse çok daha fazla olan Müslüman ölümleri, Talat, Enver, Cemal’in maceraperestliğinin ve yanlış kararlarının neticesidir.” Netice şu: Sarıkamış’tan tehcire uzanan bu kara hatıralar, ne inkârla ne de tek taraflı dille anlaşılır; hakikati, şehitlerin ve masumların hakkını teslim ederek konuşmak gerekir. Bugün anmalarda sebepleri söylemekten kaçınmak, tarihe hürmetsizliktir. (Yılmaz Öztuna, Türkiye Gazetesi, 28 Nisan 2011 Köşe Yazısı)
- Osmanlı, siyonistler Filistin’i ele geçirmek isteyince karşılarına adeta Everest Dağı gibi dikildi. Devletin dış borçlarını kapatma karşılığında Filistin’den toprak talep eden siyonist lider Theodor Herzl’ın karşısına II. Abdülhamid Han heybetle dikildi ve şöyle dedi: “Ülkemin bir çakıl taşını bile satamam. Bu devlet onu kanı pahasına aldı, kanı pahasına yaşattı. Birilerinin gasp etmesine izin vermeksizin kanımız pahasına da koruruz. Hiçbir parçasını veremem. Ne için olursa olsun, biz ölmeden kimse bizi birbirimizden ayıramaz.” II. Abdülhamid Hân, İslam Dünyasının selameti, kalıcı barış ve istikrar adına buranın Osmanlı’da ve Müslümanlarda kalması gerektiğini savunuyordu: “Hıristiyan hacıların Kudüs’ü ziyaret etmelerine her zaman müsaade etmedik mi? Hazret-i Davut (a.s.)’ın memleketindeki Hazret-i Ömer (r.a.) Camii pek mübarek saydığımız bir ibadethanedir. Etrafı Müslümanlarla çevrili olan bu şehri neden Hıristiyanlara terk edelim? Mukaddes toprakların sahibi olmak hakkı her zaman bizim olmuştur ve böyle kalacaktır.” Sultan Abdülhamid, Yahudilerin Filistin’e girmesini 1882’den itibaren yasakladı. İktidarı boyunca Siyonistlere göz açtırmadı. İşte bu noktada Siyonistler öncelikle Sultan Abdülhamid’i devirmeyi, sonra da Osmanlı’yı yıkmayı planlamaya koyuldular. Siyonistler I. Dünya Savaşı’nda Kudüs ve Filistin’i Osmanlı’dan almak için İngilizlerle işbirliğine giriştiler. İngilizlerin 9 Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal etmesinde aktif görev üstlendiler. İngilizler savaş sonrasında Filistin’de manda idaresi kurdular. Osmanlı’nın bıraktığı boşluğu sonuna kadar değerlendiren Siyonistler, İngilizlerin desteğiyle Filistin’de bir Yahudi Devleti kurabilmek için kolları sıvadılar. Ne kadar fazla Filistinli katledilirse kâr düşüncesiyle hareket ederek şu parolayı benimsediler: “Vatansız bir halk için halksız bir vatan!” (İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Ocak 2018, 493. Sayı)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Sufi Heart with Omid Safi und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.









