Bugün bazı söylemler, mahremiyetin sınırlarını yıkmayı ilerleme zannediyor. Oysa sınır ihlali başladığında mesele tercihten çıkar; aile düzenine ve çocukların kalbine dokunan bir istismara dönüşür. Teşhir kültürü, sözle, imajla ve özellikle sosyal medya akışlarıyla evin içine sızıyor; merakı kışkırtıp ölçüyü bozuyor, saygıyı ve hayayı törpülüyor. Çocuk, sevgiyle örülen mahremiyet duygusunu ailede öğrenir; sürekli sergileme dili ise bu duyguyu, kuşaktan kuşağa taşınmadan kırar. Netice: yıpranan aidiyet, tüketimle doldurulan boşluk, kırılgan benlikler ve çatışmalı evler. Çare; ölçü ve nezaketi yeniden kurmakta. Aile; net sınırlar, tutarlı örneklik ve temiz ekran disipliniyle başlar. Telefonlar ortak alanda, içerik denetimi bilinçli, ekran süreleri makul olmalı. Okul; saygı ve mesafe eğitimini güçlendirmeli, gençlere üretim, spor ve sanatla görünmenin onurlu yollarını açmalı. Yerel yönetimler ve platformlar; çocuk korumayı, içerik etiketlemeyi ve görsel kirliliğe karşı ortak standartları ciddiye almalı. Medya, reyting değil, sorumluluk bilinci taşımalı; dil, görüntü ve sembollerde aileyi incitmeyen bir özen benimsenmeli. Unutmayalım: Toplumlar teşhirle değil, edep ve iffetle ayakta durur. Mahremiyet, insan onurunun kalkanıdır; kalkansız kalan ev rüzgârda savrulur. Reklamların parıltısı söner; izzet, vakar ve sadelik kalır. Kendimizi değil, değerimizi gösterelim; sözü çoğaltmayıp örnek olalım. Aileyi koruyan dil; sükûnet, saygı ve ölçünün dilidir, yarınlarımızı da ancak bu dil büyütür. Mahalle ölçeğinde rehberlik merkezleri, ebeveyn atölyeleri, genç kulüpleri ve güvenli etkinlik alanları kurulmalı; rol modellere yatırım yapılmalı. Ölçü, bir baskı değil; gönüllü bir seviye eğitimidir. Kökü inançta, akılda ve nezakette olan bu seviye, toplumu diri tutar. Çocuk, saygıyı evde öğrenir; şehir bu iklimi güçlendirmelidir. (Basından Derleme)