2498 Episoden
- Kredi kartıyla alışveriş yaparken, kartı veren kuruluşun kefaleti ile işlem yapmış oluyoruz. O kuruluş, karşı tarafa şöyle demiş oluyor: Bu kişinin elindeki kart benim teminatımdır; onu elinde bulunduran kişiye ben kefilim. Kartla alışveriş yapıldığında, satıcı parasını bankadan alıyor. Müşteri de bankayla arasındaki anlaşmanın mahiyetine göre borcunu ödüyor. Kredi kartıyla alışverişte kartı sağlayan kuruluş, kredi kartıyla alışveriş imkânı sağlarken yaptığı masraf karşılığı belli bir ücret alabilir. Bunun dışında kuruluşun, alışverişin tutarını aşan ödeme talebi, her ne isim altında olursa olsun faizdir. Böyle durumlarda harama düşme endişesi taşımamak için, faizsiz çalışan finans kuruluşlarının kartlarını tercih etmek ve kart borcunu taksitlendirip faize bulaşmak yerine, borcun tamamını tek seferde ödemek en iyisidir. Para peşin, mal veresiye olduğunda, buna "Selem akdi" denir ve belli şartlarla caizdir. Bu şartları şöyle özetleyebiliriz: Akitte, tarafları anlaşmazlığa götürecek ölçüde belirsizlik bulunmamalıdır. "Malın miktar ve evsafında, keza paranın miktar ve cinsinde herhangi bir belirsizlik bulunmamalıdır. Ödemenin veya malın tesliminin zamanı ve şekli konusunda herhangi bir belirsizlik olmamalıdır. Konunun başka önemli detayları da vardır. Bir bilenden veya kaynaklardan iyice tetkik edilmelidir. Müzayedede müşteri kızıştırmak için katılmak, başkasını müzayededen çekilmeye veya fiyatı belli miktardan fazla artırmamaya ikna için çeşitli metotlar kullanmak gibi alışverişi geçersiz kılan unsurlar söz konusu olmamalıdır. İslam, alışverişlerde önceden tayin edilmiş belli kâr hadleri getirmemiştir. Makul sınırlarda olması ve "aldatma" içermemesi şartıyla alışverişte "karşılıklı rıza" unsuru gözetilmiştir. Malın fiyatını aşırı şekilde düşürerek yahut yükselterek piyasayı olumsuz etkilemeye çalışmamalıdır. (Ebubekir Sifil , 2007)
- Hz. Ali (k.v.)’den rivayetle Nebi (s.a.v.): “Âyetü’lKürsî bir evde okunduğu zaman, şeytanlar oradan kaçarlar. Otuz gün oraya yaklaşamazlar. Erkek ve kadın sihirbazlar (ve onların sihir ve büyüleri) kırk gece o eve giremez. Ey Ali! Onu, (Âyetü’l-Kürsî’yi) çocuklarına, ehline ve komşularına öğret. Bundan daha büyük bir âyet inmedi.” Muhammed bin Übey bin Ka’b (r.a.), O’da babasından rivayet etti. “Kendisinin yeşil hurmaları kurutma harmanlığı vardı. Onları taahhüt ediyordu yani koruyordu. Hurmalarının eksilmekte olduğunu gördü. Bir gece hurmaların bekçiliğini yapıp beklerken, erginlik çağına eren bir genç gibi olan bir varlık gördü. Buyurdular: ”O bana selâm verdi. Selâmını aldım. Ve ona sordum: ”Sen kimsin? İnsan mısın yoksa cin mi?” O: ”Cinim!” dedi. ”Elini bana uzat” dedim. Elini uzattı. Eli köpek eli (ayağı) gibiydi. Kılları, köpek kılına benziyordu. Kendisine sordum: ”Cinlerin yaratılışı böyle mi?” Dedi ki: ”Cinler bilirler, onların içinde benden daha şiddetlisi yoktur.” Ona yine sordum: -”Bu yaptığın işe seni hamleden (mecbur edip iten) sebep nedir?” O: -”Senin sadakayı seven bir kişi olduğun haberi bana ulaştı. Senin yiyeceklerinden bir nasîp alıp yemek istedim” dedi. Ona sordum: -”Bizi sizin (şer ve zararınızdan) ne korur? (Hangi âyet ve duayı okusak cinlerin şerrinden muhafaza ediliriz?) O: “Kim bu âyeti (Âyet’ül-Kürsî’yi) akşamleyin okursa, sabaha kadar bizden korunmuş olur. Ve kim bu Âyeti sabahleyin okusa akşama kadar bizim zararımızdan korunmuş olur.” dedi. Sabah olduğunda babam gelip bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ne haber verdi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurdular: “Habîs (olan şeytan) doğru söylemiştir.” (Tefsir-i Ebussuud ve Kenzu’l-Ummâl: 4061)
NİKAH, NAFİLE İBADETLERLE MEŞGUL OLMAKTAN DAHA FAZİLETLİDİR-20 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ
20.09.2026 | 2 Min.1. Nikâh, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetidir. Sünnetler ise icma ile nafilelerden daha önce gelir. Çünkü sünneti terk edenler hakkında tehdit (vaîd) vardır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir.” Oysa nafileleri terk etmekten dolayı böyle bir tehdit bulunmamaktadır. 2. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nikâhı sürekli olarak devam ettirmiştir. İlk evlenmelerinden sonra hiçbir zaman zevcesiz yaşamamışlardır. Eğer nafile ibadetlerle meşgul olmak daha faziletli olsaydı, Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) nikâhı terk edip nafile ibadetlere yönelirdi. 3. Nikâh, nafilelerden daha faziletli olan maksatlara ulaştırır. Nikâh sayesinde ümmetin bireylerinin çoğalması sağlanır. Nikâh sayesinde insanlık, zinadan korunmuş olur. Yine nikâh ile yaratılış itibariyle zayıf olan kadınların nafaka ve barınmaları temin edilir ve nefisleri helake maruz kalmaktan korunmuş olur. Sonuç olarak, nikâh; ahlakın güzelleşmesine, çocukların terbiyesine, Müslümanların yararına olacak işlerin gerçekleştirilmesine ve insanlarla iyi geçinmeye vesile olduğu için, hiç şüphe yok ki bu yüksek maksatların her biri, nafile ibadet için uzlete çekilmekten (yalnız kalmaktan) daha faziletlidir. Bununla birlikte, nafile ibadetin faydası sadece yapan kişiye mahsustur. Nikâhın faydaları ise sadece evlenen kişiye ait olmayıp başkalarına da yayılır. Evlenen bir kimse başkalarına da faydalı olmaya çalışmış olur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası dokunandır. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.40-41)- Birinci Meclis’in en cesur simalarından Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te hunharca şehit edildi. 1884 Beşikdüzü doğumlu; Bahriye Erkân-ı Harp subayı iken istifa ederek siyasete girdi. 1920’de Meclis-i Mebusan’a, İstanbul’un işgali sonrasında da Ankara’da açılan Birinci TBMM’ye Trabzon milletvekili olarak katıldı. Misak-ı Millî’nin tavizsiz savunucusu, Lozan’daki hezimete muhalif, hilafetin ilgasına karşı duran bir dava adamıydı. Mecliste her söz alışında dikkat kesilen bir topluluk vardı; gensorularda bakanları hırpalayan, doğruları açıkça söyleyen bir tenkitçiydi. Necip Fazıl onu “sadece iman ve mukaddesat safındaki kahraman çocuk” diye anacak; “mahrem renkleri ve gizli mânâları sezdiği için vahşice öldürtüldü” satırlarını yazacaktı. Cinayet “sebeb-i meşhur, fail-i meşhur”du: Topal Osman tarafından boğduruldu. O gün Meclis’te Hüseyin Avni Bey’in kürsüden yükselen feryadı hadisenin ağırlığını gösterdi: “Bir mebusun ağzı, kalemi o milletin namusudur!” Şehadetinden üç gün sonra Meclis lağvedildi; bir yıl sonra hilafet kaldırıldı. Ali Şükrü Bey’in “bugün ehemmiyetsiz görülen mesail yarın başımıza belâ olur” mealindeki ikazları, Musul-Kerkük, Batı Trakya, Adalar ve Boğazlar bahsinde tarihî feraset olarak kaldı. Boztepe’deki kabri ıssız görünse de adı vicdanlarda gür bir seda olarak yaşamaktadır. Samet Ağaoğlu, onu devletin başına başka bir makamın yerleşmesine itiraz eden, kuvvetli bir tenkitçi diye tarif eder. Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal’le Meclis’teki sert çatışmayı ve ardından Topal Osman’ın Çankaya civarındaki evinde boğduruşunu anlatır; muhafız komutanı meselesi tartışılır. Bu yüzden onu mutlaka ve tamamen saf dışı bırakmak istediler. (Yahya Düzenli, Akıncılar Dergisi)
- İmâm-ı Sûsî, İmâm-ı Iyâşî ve İbnü’l-Meşrî (rahimehümullâh) gibi ulemânın beyânı vechile; bâzı meşâyih şu vasiyetlerde bulunmuşlardır: “İnsanlara eziyet etmekten, onlara zarar vermekten, ayıplarını ve avretlerini araştırmaktan uzak durun. Gerçekten kim bunlarla uğraşırsa ne dünyâda ne de âhirette felâh bulmaz. Özellikle şu sayacağımız işlerden uzak durmaya devâm edin. Zîrâ her kim bunlardan birine dahî düşerse, hiç şüphesiz Allâhü Teâlâ onu kâfir olarak öldürecektir: 1. Müslümanlara çokça eziyet etmek, 2. Çok zinâ yapıp tevbesiz ölmek, 3. Yalan yere velî olduğunu iddiâ etmek, 4. İzinsiz ve icâzetsiz şeyhlik makāmına geçmek, 5. Gıybet ve dedikoduya dalıp tevbesiz ölmek. İşte bu sayılanlardan birine bile devâm eden kişi, ne kadar sâlih amel yapsa da kâfir öleceği kesindir. Ancak her kim bu yaptıklarından tevbe eder de, ölünceye kadar tevbesinde sebât ederse ve bu günahlara ısrâr etmeksizin ölebilirse, o kişi îmânını kurtarabilir.” (Muhammed ibnü’l-Meşri‘ es-Sâihî, el-Câmi‘, s. 322) ÖLÜM MELEĞİNİN SURETİ Rivâyet edildiğine göre Hz. İbrahim ölüm meleğine fâcir bir kimsenin ruhunu aldığında üzerinde bulunduğun surette bana kendini gösterebilir misin?’ diye sordu. Ölüm meleği ‘Bu durumda senin bana bakmaya gücün yetmez!’ dedi. Hz. İbrahim (a.s.) ‘Gücüm yeter’ dedi. Melek ‘O halde yüzünü çevir!’ dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) yüzünü çevirince, simsiyah, saçları dik, kokusu müteaffin, elbiseleri simsiyah, ağız ve burun deliklerinden alevler ve duman çıkan bir kişi gördü. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) düşüp bayıldı. Ayıldığında melek eski suretine dönmüştü. Bunun üzerine Hz. İbrahim (a.s.) ‘Ey ölüm meleği! Eğer ölüm anında fâcir kimseye, görünüşünden başka bir dehşet isabet etmese dahi bu ona kâfi gelir’ dedi. (İmam Gazali, İhya-u Ulumiddin, s. 2661)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Nouman Ali Khan: Bayyinah Podcast und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.













