2529 Episoden
- Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile
“Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarîkat-
ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma‘nevî
mertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs ve
tam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd de
mürşîdine teslîm olmalıydı ki bi-izni’llâh neticeye ulaşsın.
Kendileri anlatıyorlar: “Allâme Taftadânî hazretlerinin talebelerinden
biri bir şeyhe intisâb etmiş. Bu talebeden hocasının
huzûrunda hikmetli kelâmlar sâdır olmuş. Hocası: “Evlâdım,
bunları ben sana öğretmedim; sen bunları nereden öğrendin?”
diye soruyor. Talebe: “Efendim ben bir şeyhe intisâb ettim; zikir
çekiyorum, doğuş oluyor ve böylece hikmetli konuşuyorum.” diyor.
Bunun üzerine ‘Allâme Taftadânî hazretleri: “Oğlum beni de
şeyhine götür”; diyor. Kendileri de aynı şeyhe intisâb ediyorlar.
Fakat ya teslîmiyet yok veyâ nasîbi yok aynı tecelliyâtlar kendilerinde
zuhûr etmiyor, aynı istifâde olmuyor.
Sâmî Efendimiz Hazretlerinin bu anlattığı kıssadan çıkan
hükme göre nasîbi olan müsta‘îd kişiler mürşid-i kâmili bulup ona
tam olarak teslîm olurlarsa bi-izni’llâh neticeye ulaşır, ma‘nevî
mertebelerde hızla ilerleyerek kemâle ererler. Bunların hepsi
kendilerinde bi-izni’llâh mevcûd olan Hazreti Sâmî (k.s.) kısa
zamânda icâzet alırlar, irşâdla görevlendirilirler.
Kelâmî Dergâhı’ndaki hizmet günlerine âid Adapazarlı
Pehlivân Efendi şu hâtırayı anlatır: “Adapazarı’ndan on arkadaşımla
berâber Es‘ad Efendi Hazretlerinin ziyâretlerine gittik.
Sohbet esnâsında tekkeye dâhil olmuştuk. İçerisi kalabalık olduğundan
dışarıda oturuyor, Es‘ad Efendi Hazretlerinin kendilerini
göremiyor, sâdece seslerini işitiyorduk. İlk defa sohbetlerine
gelmenin heyecânı içindeydik. Sohbet sırasında ihvân arasında
genç bir zât dolaşıp hizmet ediyordu. “Bu genç orada dolaşmasa
o zamân dikkatimiz dağılmaz, daha çok istifâde ederdik.” diye
içimden geçirdim. Sohbet biter bitmez Es‘ad Efendi Hazretleri:
“Adapazarlı Pehlivân Efendi ve on arkadaşı buraya gelsin!” dediler.
Hâlbuki bizi hiç tanımıyorlar ve geldiğimizi de görmemişlerdi.
“Sâmî evlâdımız hakkında sû-i zan ettiniz, helâllık alın.” buyurdular.
Affımızı taleb edip böylece bu iki Zâtı ve aralarındaki derûnî
muhabbet ve bağı öğrenmiş olduk. El-hamdü li’llâh. - İlk, orta ve lise tahsîlini Adana’da tamâmlayan Hz. Sâmî (k.s.),
yüksek tahsîlini İstanbul’da yaparlar. Hukuk Fakültesini birincilikle
bitiren Hz. Sâmî (k.s.), bu arada bir müddet Gümüşhâneli
Dergâhı’na devâm ederler. Bu sırada Bâyezıd dersiâmlarından
Rüşdü Efendi (Eski Beşiktaş müftüsü Merhûm Fuat Çamdibi
Hocanın babası): “Sâmî Evlâdım, gel seni Şeyhülmeşâyih Es‘âd
Erbilî Hazretlerine götüreyim.” der. Bu teklifi kabûl eden Efendi
Hazretleri, Rüşdü Efendi ile berâber Kelâmî Dergâhı’na giderler.
Bu ilk karşılaşmanın devâmını kendileri şöyle anlatıyorlar:
“Üstâdımızın huzûruna varıp ellerini öptük. Rüşdü Efendi Hoca:
“Üstâdım bu getirdiğim genç Gümüşhâneli Ahmed Ziyâeddin
Efendi’nin evlâdlarından Adanalı Sâmî Efendi”, deyince; birden
Üstâdımız Es‘âd Efendi Hazretleri: “Hayır! O bizim evlâdımız” buyurdular.
Ve orada devâm ettiğim evrâdın ne olduğunu sordular.
“Günde beşbin zikrullâh, bir cüz Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, Delâil-i
Hayrât” diye cevâb verdim. “Evlâdım hastalık nerede ise tedâviye
oradan başlamak lâzım, bu yüzden şimdilik bunları terk edip kalbî
zikre başlayacaksın” buyurdular ve Fakîre inâbe verdiler.”
Akarsu deryâya kavuşmuş; su mecrâını bulmuştu. Cenâb-ı
Hâkk’ın lûtfu inâyeti ile Hz. Sâmî Efendimiz bir kaç ayda seyr-u
sülûkunu ikmâl buyurdular. Daha önce iki yıl devâm edilen
dergâhta olmayan tecellî burada bir kaç ayda olmuştu el-hâmdü
li’llâh. Kısa sürede icâzet ve mutlak hilâfet alan Efendimiz Hazretleri
mürşid-i kâmilin görevine âid şu kıssaları naklediyorlar: “Gençliğimde
dergâha devâm ediyordum. Orada vazîfesi müntesiblerin
ayakkabılarının tozunu almak olan bir dervîş vardı. Bir gün onun
elindeki bezi aldım, pertavsızın (mercek) altına tutarak bir müddet
güneşin altında tuttum. Güneşin harâretinin pertavsız vasıtasıyla
bezin üzerine teksîf edilmesi ile bez tutuştu ve yanmağa başladı.
Dervîş hayretler içinde kaldı.
İşte mürşid-i kâmil, iki cihânın Serveri ve Rahmet Güneşi Nebî
salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem Efendimiz’den aldığı nûru müntesiblerden
müsâid kimselerin kalblerine teksîf edip, o nûr-ı Muhammedî
(s.a.v.) ile kalbleri diriltip kemâle erdiren kişidir, bi-izni’llâh. Mürşid-i
kâmil çobana benzer; çoban dağda koyunları otlatırken bacağı
kırılanı orada bırakır mı? Sırtına atıp ağıla kadar getirir. Mürşid-i
kâmil de hiç bir evlâdını bırakmaz ve terk etmez bi-izni’llâh.” - Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)’un hayatını manevi vazifelisi
ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün
kâleminden yayınlamaya devam ediyoruz:
Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının
Kıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyân
edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı:
Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtına
denk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi (günâhı) varsa 1000 de
hasenesi (sevâbı) var. Cenâb-ı Hâkk Azze ve Celle Hazretleri
o kuluna “anne babana git bir hasene iste, verirlerse bana
getir seni cennete dâhil edeyim” buyuruyor. O kul Mahşer
gününün o sıkıntılı anında Allâh’ın lûtfu ile anne ve babasını
bulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “evlâdım bugünkü
günde biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun;
sana bir şey veremeyiz” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn bir
hâlde Hâkk’ın huzûruna varıyor. “Annem babam bana bir şey
vermediler yâ Rabbi” diye durumu arz ediyor. Bunun üzerine
Hâkk Te‘âlâ ve tekaddes hazretleri o kuluna:
“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostun
yok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hâkk kulunun o anda
hâtırına getiriyor ve “evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâ
hayatında senin rızân için sevişirdik (birbirimizi karşılıklı severdik)”
diyor. Allâh (c.c.)’un lûtfu ile o dostunu bulup durumunu
ona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki:
“Ey kardeşim, ne kadar hasene istersen alabilirsin. Ben
kendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar” diyor. Hesâb
veren kul, Cenâb-ı Hâkk’ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumu
arz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Râbbimiz:
“Yâ öyle mi; o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarak
hasene veriyor; bense Cevvâdü Kerîmim, Erhâ-mü’r-
Râhimînim, her ikinizi de affettim” buyuruyor.
Ne büyük tebşîrât-ı ilâhî. El-hâmdü li’llâhi râbbî’l-‘âlemîn.
Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için birbirimizi sevmeyi nasîb
etsin (Âmîn). HZ. MEVLÂNÂ’NIN ÇALIŞMA VE HELÂL LOKMAYA VERDİĞİ EHEMMİYET-21EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ
21.10.2026 | 2 Min.Hz. Mevlânâ dostlarına ve yakınlarına çalışmayı emreder
ve helal kazancın ehemmiyetini şu sözlerle dile getirirlerdi.
“İnsanın elde ettiği şey, zararsa çalışmamasından
ileri gelmiştir; kârsa çalışıp çabalamasından.Kazanmak
da ekin ekmeye benzer, ekmedikçe ona sahip olmaya
hakkın yoktur. Hiç buğday ektin de, arpa verdiğini gördün
mü?” sözleriyle çalışmanın ehemmiyetini vurgulamışlardır.
Miskinliği ve tembelliği de dâima reddeden Mevlânâ
derdi ki: “Tevekkül ediyorsan, çalışmak hususunda da tevekkül
et; kazan da sonra Allâh (c.c.)’ya dayan. Birisi bir
define buluverir, “Ben de onu istiyorum, dükkanla, alışverişle
ne işim var?” der. Baht işi bu, fakat nâdirdir. Tende
kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek. Çalışıp kazanmak,
define bulmaya mâni değil ya. Sen işten kalma da,
nasibinde varsa define de arkandan gelsin.
Mevlânâ, dostlarına ne olursa olsun helal kazancı ve
helal lokmayı tavsiye eder ve şöyle buyururlardı: “Nur ve
kemali arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır.
İlim ve hikmet helal lokmadan doğar; aşk ve rikkat (gönül
inceliği) helal lokmadan meydana gelir.”
Mevlânâ dostlarına dilenmeyi yasaklamış ve: “Biz
kendi dostlarımıza dilencilik kapılarını kapattık. Dostlarımız,
ticaret, kitabet veya herhangi bir el emeği ve alın
teri ile geçimlerini temin etsinler. Biz Hazreti Peygamber
(s.a.v.)’in “Gücün yettikçe, istemekten sakın.” emrini yerine
getirdik. Bizim müridlerimizden kim bu yolu tutmaz ise,
onun pul kadar değeri yoktur.” buyurmuşlardır. Allah (c.c.)
şefaatlerine nâil eylesin. Allah (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in
emir ve yasaklarını gözünün nuru bilenlerden eylesin.
(Hz. Mevlânâ Hayatı ve Şahsiyeti s. 61)- Edep konusunda büyükler şöyle der: “Edebe riâyet etmeyen,
sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır, sünnetlere uymayı kaçıran
farzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır, farz
ve vacip gibi dînin temellerinin yeterince yerine getirilememesi,
kişiyi îmanını kaybetme tehlikesine duçar eder. Îmânını kaybedene
binlerce vah olsun!” O halde mutlu sona ulaşmanın
ana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabın
korunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.
Edep bir taç imiş nur-i Hüda’dan
Giy ol tâcı emin ol her belâdan
Mısralarının bütün ihvâna ezberletilmesini emreden Hz.
Sâmi (k.s.)’un hayrul halefi olan Muhterem Ömer Muhammed
Öztürk’ün hayatı her konuda üstün bir edep dairesi içinde geçmektedir.
Sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:
“Büyükler, İslâm’ın altıncı şartı edeptir derler. Bununla
İslâm’ın 5 şartına bir şey eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beş
şartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesi
gerektiğini söylemiş oluyorlar. İslâm edepler manzumesidir”
buyurarak edepten çok sık bahsederler.
Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip oldukları
yüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan
son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını
söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce
bekledikleri olmuştur. Allâh Resûlü (s.a.v.)’e karşı edepleri ise
bambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerinde
şöyle buyurmuşlardır:
“Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e karşı en ufak bir saygısızlıkta
bulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni,
zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahâbesi için değil Resûlullâh
(s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dâhi dikkatli, edepli, temkinli
ve saygılı bulunması gerektiğini beyan etmiştir. Hz. Mevlâna
Celâleddin Efendimiz: “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ağzımı bin
kere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de bu
ağzı senin mübârek ismin olan Muhammed (s.a.v.)’i anmaya
layık göremem” buyurmuşlardır.
(Misvâk Neşriyât, Hakk Yolda Kılavuz Ömer Öztürk, s.248)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Muhammad Dibirov und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.















