PodcastsIslamMevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi
Neueste Episode

2361 Episoden

  • Mevlana Takvimi

    SABRIN ÇEŞİTLERİ-26 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    26.04.2026 | 2 Min.
    Sabır iki kısımdır: 1. Bedenî olan sabır. Meselâ, bedene güç şeyleri yüklemek ve bunlara katlanmak gibi. Bu da, ya güç şeyleri yapmak gibi fiil ile olur veyahut da şiddetli dayağa ve büyük bir acıya katlanmak gibi, sıkıntılara göğüs germekle olur. 2. Ruhanî olan, manevî sabır Bu da nefsi şehvet ve tabiatın iktizası olan ve arzu duyulan şeylerden alıkoymaktır. Sonra bu manevî sabır, eğer mide ve fere şehvetine karşı bir sabır olursa "iffet" diye adlandırılır. Eğer arzu olunmayan şeylere katlanmak hususunda olursa, kendisine sabredilme ihtiyacı duyulan kötü şeylerin değişmesiyle, insanlarca buna verilecek isim de farklı farklı olur. Eğer bu sabır, bir musibete karşı olursa, "sabır" işte ancak buna denilir; feryat figan etme ve sabırsızlık gösterme, sızlanma ise "cez" ve "hel" denilen bir hal olup sabrın zıddıdır. Bu sabırsızlık da, hevânın kişiyi sesini yükseltmeye, yüzünü gözünü dövmeye, üstünü başını parçalamaya sevkettiği şeye denilir. Eğer bu ruhanî sabır zenginlik hususunda olursa, kendine hakim olma diye isimlendirilir. Şımarıklık durumu bunun zıddıdır. Eğer bu manevi sabır harb ve savaş hususunda olursa, buna "şecaat" denilir ki, bunun karşıtı korkaklıktır. Eğer sabır, öfke ve kızgınlığı bastırma, yenme hususunda olursa, buna "hilm" denilir ki, bunun karşıtı da hafif meşrebliktir. Eğer bu sabır çeşidi, bolluk içinde yaşamaya karşı yapılırsa, buna "zühd" denilir; bunun zıddı da hırstır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c. 4, s. 86-87)
  • Mevlana Takvimi

    OSMANLI DEVLETİNDE SU YÖNETİMİ-25 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    25.04.2026 | 2 Min.
    Tüm canlı yaşamının sürdürülebilirliğinde olmazsa olmaz hayati bir değere sahip olan su, şüphesiz insan yaşamı için ayrı bir önem ihtiva etmektedir. Dolayısıyla medeniyetlerin belirlenmesinde su oldukça etkin bir rol üstlenmiştir. Üstlendiği bu rol farklı su kültürlerini de meydana getirmiştir. Öyle ki toplumlar arası suya ait kültürel zenginlikler, ülkelerin gelişmişlik düzeylerini belirleyen önemli ölçütlerden biri olmuş ve uygarlıkların “su medeniyeti” olarak anılmasında etkili olmuştur. Bu vasıfları taşıyan devletlerden biri de Osmanlı Devleti olmuştur. Tarihteki bu haklı ve köklü geçmişi ile uzun yıllar geniş coğrafyalara hükmeden Osmanlı Devleti, Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Canlı olan her şeyi sudan yarattık” (Enbiya s. 30) ifadesi çerçevesinde inanç esaslı medeniyet tasavvuru benimseyerek suyu bir “emanet” olarak görmüştür. Bu bakış açısı ile insan ve çevre kaynaklı su sağlığını tehdit eden olası zararları önlemede önemli sorumluluklar üstlenmiş ve sürdürülebilirliği adına kalıcı yaklaşımlar sergilemiştir. Yine bu çerçevede bilhassa su kaynaklarının adaletle dağıtımı, bakım ve onarımlarda gösterilen titiz yaklaşımlar “emanet” kavramının bir tezahürü olarak karşımıza çıkmıştır. Osmanlı Devleti, su ile ilgili yapılanmalardan suyun korunmasına, su mimarisinden vakıf anlayışı kültürüne, yangına müdahalede teşkilatlanmasına, tarihi eserlere duyulan hassasiyet sonucu su yolu güzergâhlarının değiştirilmesine, doğa ile uyumlu estetik anlayışın yaşatıldığı mimari yapılara kadar pek çok alanda örnek rol model olmuştur. (İbrahim Yenigün, Çevre, Şehir ve İklim Dergisi, Sayı 3 (2023), s. 158-172)
  • Mevlana Takvimi

    İLİM TALEBELERİNİN DÖRT GÖREVİ-24 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    24.04.2026 | 2 Min.
    İlim ve fende layıkıyla ortaya çıkmak isteyenlerin üstlenmesi gereken bazı önemli görevler şunlardır: 1. Ahlakı güzelleştirmek ve vicdanı temizlemeye özen göstermektir. Büyük bilgin Fahreddin Razi Hz. şöyle demiştir: “Ruhun mutluluğu ancak iki şeyle sağlanır: Biri, aklın ilimle olgunlaşması; diğeri de ilmin güzel ahlak ile desteklenip aydınlanmasıdır.” Bir insan ne kadar ilim ve fenle fikir ve zihnini geliştirirse geliştirsin, güzel ahlakla donanmadıkça ruhsal mutluluğu hakkıyla kazanmış sayılmaz. (Kim ilmini, ahlakını güzelleştirmek için kullanmazsa, o ilim ona ahirette fayda vermez.) 2. İyi niyet sahibi olmak ve kararlı, metanetli davranmaktır. İyi niyet taşımayanlar gerçek fazilete sahip olamazlar. Eğitim yolunda kararlılık göstermeyenler de feyiz ve kemalata ulaşamazlar. Sabrı ve metaneti olanlar, zorlu ihtiyaçlar ve saldırgan düşmanlara rağmen ilim dairesini genişletmeye devam ederler. 3. İlim ve fenne karşı yüksek bir hisle bağlı olmak ve hayatının bir dakikasını bile boş yere harcamamaya çalışmaktır. İnsan hayatı çok kıymetlidir. Geçirilen zamanın bir anını bile bir daha telafi etmek mümkün değildir. İmam-ı Âzam hazretleri şöyle der: “En büyük musibet, vaktin faydasız bir şekilde ziyan edilmesidir.” Bir başka şair de şöyle der: (Zamanını “yazık”la, “vah vah”la (dövünmeyle) zayi etme. Çünkü fırsatlar kıymetlidir, zaman ise kılıç gibidir. Fırsatı değerlendir, zira dünya bir andan ibarettir. O bir an da âlimlerin katında bir âlemden daha değerlidir.) 4. Ömür boyu ilim öğrenmeye kararlı olmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz”. Bu yüzden, ilim ve faziletin güzelliklerini kazanmak isteyenler sağlam bir azimle, sarsılmaz bir metanetle kemalat yolunu takip etmelidirler. (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 148-150)
  • Mevlana Takvimi

    CİHAD MEYDANINDA İKİ YAVRU ARSLAN-23 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    23.04.2026 | 2 Min.
    Ebû Vakkas (r.a.)’ın oğlu Hz. Umeyr (r.a.) küçük yaşta bir sahâbidir. İslam’ın ilk yıllarında müslüman olmuştur. Meşhur bir sahâbi olan Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.)’ın kardeşidir. Sa’d (r.a.) diyor ki: Ben kardeşim Umeyr (r.a.)’ın Bedir Savaşı için hazırlıklar yaparken, kimse görmesin diye oraya buraya gizlenip durduğunu gördüm. Bu durumu görünce hayret ettim ve “Ne oldu, neden gizlenip duruyorsun?” deyince, şöyle dedi: “Peygamber (s.a.v.) beni görüp de çocuk diye savaşa gitmemi yasaklarsa bir daha gidemem. Halbuki ben mutlaka savaşa katılmayı arzuluyorum. Belki de Allahü Teâlâ bana bir türlü şehidlik nasip eder” dedi. Nihayet ordu görüşe hazır olunca korktuğu başına geldi. Resûlullâh (s.a.v.) yaşı küçük olduğu için onu kabul etmedi. Fakat arzusu çok fazla olduğundan dayanamayıp ağlamaya başladı. Peygamber (s.a.v.) onun arzu ve ağlamasını görünce izin verdi. O da savaşa katıldı. İkinci arzusu da yerine geldi ve bu savaşta şehid oldu. Kardeşi Sa’d (r.a.) diyor ki: “Boyunun küçük olması ve kılıcın da büyük olmasından dolayı ben (kılıç) yüksek dursun da yere sürünmesin diye bağına düğümler atıyordum.” Hz. Umeyr (r.a.) Âbillahm’ın kölesi ve küçük yaşta bir çocuktu. O devirde cihada katılmak küçük-büyük herkesin candan arzuladığı bir şeydi. O Hayber Savaşına katılmak istedi. Kabilesinin ileri gelenleri ona müsaade edilmesi için Resûlullâh (s.a.v.)’e rica ettiler. Nitekim Peygamber (s.a.v. ) izin verdi ve ona bir kılıç hediye etti. Kılıcı boynuna astı. Fakat kılıç büyük, boyu da kısa olduğundan giderken kılıç yere sürünüyordu. İşte bu haliyle Hayber Savaşına katıldı. Hem çocuk hem de köle olduğu için ganimet malından bir pay alamadı ama bağış olarak payına bir şeyler düştü. (El-isabe) (Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Fazileti, s.147)
  • Mevlana Takvimi

    İNSANOĞLUNUN DÜŞMANLARI-22 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    22.04.2026 | 2 Min.
    Ehl-i tasavvuf şöyle demiştir: "Birisi zahir, birisi de bâtın olmak üzere, senin iki düşmanın vardır. Sen bunların her ikisiyle de savaşmakla emrolundun. Cenâb-ı Hâkk zahir (görünen) düşman hakkında "Allâh (c.c.)’a inanmayanlarla savaşın" (Tevbe s. 29); batın (görünmeyen) düşman hakkında da, "Şeytan sizin bir düşmanınızdır. Onun için siz de onu bir düşman tutun" (Fâtır s. 6) buyurmuştur. Sanki Cenâb-ı Hâkk, bu ayetlerle şöyle demek istemiştir: Zahirî düşmanınızla savaştığında, senin yardımcın mutlak hükümran olan Allâh (c.c.) olur. Nitekim Cenâb-ı Allâh, "Râbbiniz size nişanlı beşbin melekle imdat edecektir." (Al-i imran s. 125) buyurur. Batınî düşmanınla savaştığında da senin yardımcın, yine mutlak hükümran olan Allâh (c.c.)’dur. Nitekim Cenâb-ı Hâkk, "Benim gerçek kullarım (var ya) Senin onlar üzerinde hiçbir hâkimiyetin yoktur." (İsrâ s. 65) buyurur. Keza, gizli düşmanla savaşmak açık düşmanla savaşmaktan daha önemlidir. Çünkü açık (zahirî) düşman eğer bir fırsatını bulursa, seninle dünya malı hususunda savaşır. Gizli (bâtınî) düşman ise, fırsatını bulursa din ve kesin hakikat bilgisi hususunda savaşır. Aynı şekilde, açık düşman bize galip gelse de yine ecrimizi alırız. Ama gizli düşman bize galip gelirse, o zaman fitneye düşeriz. Bunun gibi, açık düşmanın öldürdüğü kimse şehit olur, gizli düşmanın öldürdüğü kimse ise Allâh (c.c.)’un râhmetinden uzaklaştırılır. Bundan dolayı gizli düşmanın şerrinden kaçınmak daha evlâdır. Bu da ancak kişinin kalbi ve diliyle "Euzü billahi mine’şşeytani’r-racim" demesiyle olur. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.124)

Weitere Islam Podcasts

Über Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-Website

Höre Mevlana Takvimi, الوعد الحق - الشيخ عمر عبد الكافي und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App

  • Sender und Podcasts favorisieren
  • Streamen via Wifi oder Bluetooth
  • Unterstützt Carplay & Android Auto
  • viele weitere App Funktionen
Rechtliches
Social
v8.8.12| © 2007-2026 radio.de GmbH
Generated: 4/26/2026 - 1:15:26 PM