2471 Episoden
- Cenâb-ı Hakk âyet-i kerimede şöyle buyurur: (İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.) şöyle dua ettiler) “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara s. 129) Beyzâvî, Hâzin ve Fahr-i Râzî’nin beyânlarına göre bu âyet-i celîlede “Resûl” ile kastedilen, âhir zaman peygamberi, bizim peygamberimiz Hz. Resûlullâh (s.a.v.)’dir. Zîrâ İsmâil (a.s.) ile beraber İbrâhim (a.s.)’ın neslinden Resûlullâh (s.a.v.)’den başka resûl gönderilmemiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in: “Ben babam İbrâhim (a.s.)’ın duâsı, İsa (a.s.)’ın müjdesi ve annemim rüyasıyım.” hadîs-i şerîfi bu mânâyı doğrulamaktadır. Resûlullâh (s.a.v.)’in annesi rüyasında, Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimiz’in doğması esnasında Hâne-i Saâdet’ten (Resulûllâh (s.a.v.) Efendimiz’in mübarek evinden) bir nûrun ışığı ile Şâm’da olan köşkleri ve konakları görmüştür. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, işte bu rüyaya işaret ederek: “Ben annemin rüyasıyım.” buyurmuşlardır. Bu âyet-i celîlede insanlığın eksikliğini tamamlamak için gerekli olan vasıfların tamamına Resûlullâh (s.a.v.)’in sahip olduğu beyân olunmuştur. Çünkü, ilk olarak, Şeriat’ın esasları olan âyetleri ümmetlerine okumak; ikinci olarak, ilâhî vahiy olan Kitâb’ın hükümlerini ve dînî meseleleri öğretip insanları cehâletten kurtarmak; üçüncü olarak, kulların dünya ve âhirete yönelik işleri için gerekli olan hikmeti öğretmek; şirk, putlara ibâdet gibi küfürlerden temizleyeceğini ve insanlığın muhtaç olduğu şeylerin tamamını yerine getirerek eksikliklerini tamamlayacağını beyân etmektedir. Bunların hepsi bu âyet-i celîlede anlatılmıştır. (Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Hz. İbrahim Halîlullâh (a.s.), s.11-12)
- Peygamber (s.a.v.)’in doğumunda yaşanan bir olayı Hz. Âmine (r.anhâ) şöyle anlatır: “(Nebi (s.a.v.) Efendimiz doğduğunda) O’nu elime almak istedim. Hemen üç hûrînin hazır olduğunu gördüm. Her birinin yüzü bir bedir (ay) gibiydi. Başka melekler de vardı. Bunlar bir anda kaybolup o üç melek yaklaştılar. Meğer bunlar hûrî suretinde melekler imiş. Yanıma geldiler. Birinin elinde gümüşten beyaz bir ibrik, yeşil zebercedden bir maşraba vardı. Diğerinin elinde kızıl ipekten dürülmüş bükülmüş bir bez vardı. Meleklerden biri ileri geldi. Leğeni Allâh’ın Habîbi (s.a.v.)’in önüne koydu ve: “Ey Muhammed (s.a.v.)! Bu leğen dünyanın benzeridir. Dünyayı sana arz ettim. Nereyi gösterirsen senin makâmın orası olacaktır. Elini bu leğenin neresine gösterirsen ben de sana oranın doğuda mı, yoksa batıda mı, Şam’da mı yoksa Anadolu’da mı olduğunu haber vereceğim” dedi. Gözümün nuru o leğenin orta yerine elini koydu. Ben şaşakaldım. Daha şimdi doğan çocuk bu sözü nasıl anlamıştı?” Âmine Hâtun bilmezdi ki, bütün yaratılmışlar onun yanında tıfıldır. Amma onun cümle mahlûkâttan şânı uludur. Ey müminler! Resûlullâh (s.a.v.) hakkında söylenen sözleri ve o sözlerin şerhlerini, mucize ve kerametlerini sakın inkâr etmeyin. Diliniz ve dîniniz zayıflar. Îmânınıza zarar gelir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in makâmı yüksek makâmdır. Yüce menzildir. Bütün peygamber ve velîlerle, dîn imâmları ve yakîn ehli âlimler onun haline hayran kaldılar. Hiç kimse O (s.a.v.)’in kurbetinin, zînetinin ve rütbesinin derecesini gereği gibi anlayamamıştır. Mevlîd gecesi, Resûlullâh (s.a.v.)’in doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, çok sevâbdır. Çünkü hadîs-i şerîfte “Allâhü Teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsân ederse, Resûlullâh (s.a.v.)’i övsün, düşmanlarını kötülesin” buyurulmuştur. Not: Bugün veya ertesi gün oruç tutmak sevâbdır. (Mustafa Darir, Siyer-i Nebî, c.1, s.249)
- Nebi (s.a.v.)’i dünyayı teşriflerinin kutlanması yüzyıllardır Müslümânlar tarafından icra edilen sünnetlerdendir. Bizzat Nebi (s.a.v.) Efendimiz, “Bu günde doğdum” buyurarak pazartesi günleri oruç tutmuştur. Hz. Ömer (r.a.) dönemine gelindiğinde ise okula giden öğrenci çocuklar için her yıl, Kurban Bayramında dört gün ve “mevlid gecesi” dolayısıyla da bir hafta tatil günü belirlenmiş ve Hz. Ömer (r.a.) bunu devam ettirenlere hayır duâda, kaldıranlara da bedduâda bulunmuştur. Bu gelenek son asırlara kadar devam etmiştir. Kurban ve Ramazan bayramları dışında İslam’da başka bir bayram olmadığı malumdur. Ancak mevlid günü bayramdan daha büyük ve önemlidir. Biz mevlidi bayram olarak isimlendirmiyoruz. Çünkü bütün bayramlar, saadetler ve İslam’la gelen bütün büyük günlerin güzellikleri mevlidle var oldu. Eğer Efendimiz (s.a.v.)’in mevlidi olmasaydı peygamberliği olmazdı, Kur’ân inmezdi, İsra ve Mi’rac olmazdı, Bedir zaferi olmazdı, büyük fetih (Mekke’nin fethi) gerçekleşmezdi. Bunların hepsi bütün hayırların kaynağı olan Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e ve O’nun doğumuna bağlıdır. Mevlid okunmasını bid’at olarak görenlere şunu söylüyoruz: “Biz O (s.a.v.) ile ferahladığımız ve sevindiğimiz için mevlidini kutluyoruz. Mü’min olduğumuz için de O’nu (s.a.v.)’i çok seviyoruz” Bu mübarek günde, oruç tutmak bol bol salavât getirmek, sevinç göstermek, ziyafetler tertib etmek, bu ziyafetlere katılmak, fakirlere bu günün şerefine sadakalar vermek ve Nebi (s.a.v.)’i öven şiirler okumak ve dinlemek Sâlih kimselerin âdetlerindendir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.), daha doğduğu andan itibaren övülmeye başlanmıştır: “Bana bu güzel ve zarif çocuğu veren Allâh’a hamd olsun!” diyen dedesi Abdulmuttalib’in, ve “Sen doğunca dünya ışığa büründü ve Sen’in nûrunla ufuklar aydınlandı.” diyen amcası Hz. Abbas’ın deyişleri bunlardan sadece birkaçıdır. (Seyyid Muhammed Alevî, Mevlid-i Şerîf’i Kutlamak, s.10-12)
- Bilindiği üzere, kulun Allâh (c.c.)’a şükrü, secde, oruç, sadaka, Kur’ân-ı Kerîm okumak gibi çeşitli ibâdetlerle olur. Hz. Musa (a.s.)’ın ümmeti, Hz. Musa (a.s.)’ın kurtulması ve Fir‘avun’un boğulması nimetini onlara ihsân eden Allâh (c.c.)’a oruç tutarak fiilî şükürde bulunmuşlardır. Müslümânlar da onlar için en büyük nimet olan Allâh Resûlü (s.a.v.)’in mevlîdini çeşitli ibâdetlerle Allâh (c.c.)’a şükrederek ihyâ etmektedirler. Bazı âlimler, Mevlîd’in Hz. Musa (a.s.) ile ilgili hâdiseye uygunluk arz etmesi için Allâh Resûlü (s.a.v.)’in doğumunun tesbit edilmesi ve şükrün özellikle o gün dışa vurulması gerekir demektedir. Fakat şükrün yerine getirilmesi için yapılacak ibâdetler için bir gün söz konusu olmadığından Mevlîd’i de gün ile sınırlamak doğru olmaz. Allâh Resûlü (s.a.v.) pazartesi günü tuttuğu orucun gerekçesini açıklarken: "Bugün dünyaya geldim" buyurmuşlardır. Buna göre Mevlîd-i Nebî’yi ilk ihyâ eden, o gün oruç tutarak Allâhü Teâlâ’ya şükreden Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’dir. Günümüzde Müslümânların mevlîd merâsimleri şekil açısından bazı farklılıklar arz etse de Aşûre ve Pazartesi günleri Efendimiz (s.a.v.)’in tuttuğu oruçların gâyesi ile tamâmen örtüşmektedir. Zîrâ hepsi ilâhî rızâyı kazanmak için îfâ edilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm müslümânlara, İslâm’ın ulvî değerleriyle meşru ölçüler çerçevesinde sevinmeyi tavsiye etmektedir: "De ki: Allâh’ın lütûf ve rahmetiyle; yalnız bunlarla sevinsinler." (Yûnus s. 58) Allâhü Teâlâ mü’mînlere rahmetle sevinmelerini emretmektedir. Efendimiz (s.a.v.), şu ayetin delâlet ettiği gibi bizzât rahmettir: "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ s. 107) Nitekim İbn Abbâs (r.a.) rahmet kelimesini, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) olarak tefsîr etmiştir. Mü’minler Allâh Resûlü (s.a.v.)’in varlığıyla her zaman sevinç duyarlar. Fakat doğduğu ay ve gün, sevinç daha yoğun bir şekilde yaşanır. (İnkişaf Dergisi, 10. Sayı, s.34-39)
- Kadından imam olmaz. Sadece cenaze namazını kıdıracak erkek yoksa kıldırabilecek kadın varsa, cenaze namazını kıldırsa ve sonradan da erkek imam bulunsa bile tekrar edilmesi gerekmez. Bunun haricinde diğer namazlarda kadınların imamlığı câiz değildir. Sadece kadınlar kendi aralarında kılarlarsa, birisine uyarak aynı sırada öne geçmeden namazlarını kılabilirler. Ama keraheti vardır. Kadınların bayram ve Cuma namazlarında, tesettür ve vakar şartıyla bulunmaları meşrû’dur. Fakat İmam Aynî’den naklen H. 1363’te vefat eden Mâlikîlerden Şeyh Muhammed Habîbullah diyor ki: “Şimdiki zamanımızda süslü olarak genç kadınların Cuma ve bayramlarda bulunmaları, kesinlikle câiz değildir.” Nitekim Aynî diyor ki: “Ulemâmız dediler ki: Kadınların bayram namazlarına gitmelerinin câiz olması, Hz. Nebî’nin (s.a.s.) zamanına mahsustu. Şu hâlde genç kadınların ziynetlenip mescide gitmeleri, kesinlikle câiz değildir. Bunun için Âişe (r.anhâ) dedi ki: “Rasûlullah (s.a.s.), kendisinden sonra kadınların ne gibi bid’atleri ihdas ettiklerini görmüş olsaydı, onları mescitlere girmekten men edecekti; İsrâiloğullarının kadınlarının men edildikleri gibi.” Hz. Âişe’nin (r.anhâ) sözü, Rasûlullah’ın (s.a.s.) hayatından az sonradır. (İsmail Çetin, Tahkîm-i Sâdât Şerh-i Mişkât, II/223) Cuma namazı sadece erkeklere farzdır. Kadınlar Cuma günleri diğer günlerdeki gibi öğle namazını kılabilirler. Onlara Cuma namazı farz olmadığından Cuma cemaatini beklemelerine gerek yoktur. Ezan okunduktan sonra öğle namazını kılarlar. (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 147)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, The Thinking Muslim und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.










