2538 Episoden
- Kadınların el, yüz ve ayakları dışında, sarkan saçları
dahil bütün bedenleri namazda veya yabancı erkeklerin
yanında örtülmesi gerekli olan yerlerdir. El ve yüzün ise
bir fitne korkusu bulunmadıkça namazda da namaz dışında
da örtülmesi gerekmez "Kadınlar süslerini (yabancı
erkeklere) açmasınlar" (Nur s. 31) ayetinde "kendiliğinden
görünen yerler müstesnadır" istisnası ile, bedenden
bazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ın kızı
Esma'ya el ve yüzün açık kalabileceğini bildirdiğini belirtmiştir.
Başka bir hadiste Resûlullâh (s.a.v.); "Kadın örtülmesi
gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona
gözünü diker" buyurmuştur.
Sonuç olarak Nur Suresi 31. ayetteki baş örtüsü (hımar)
ve Ahzab Suresi 59. ayetteki dış giysi (cilbab) terimleri
birlikte değerlendirilince, kadın için iki parçalı bir
giysi şekli ortaya çıkar. Birincisi; saç, boyun ve göğüsleri
örten ve omuzlara doğru yakaların üstüne serbest bırakılan
"baş örtüsü"; ikincisi ise "dış giysi" olup, bunun şekli
iki türlü tarif edilmiştir.
Başörtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten
büyük parça giysi veya başörtüsünün altında boyundan
aşağı topuklara kadar örten dış giysi cilbabın tarifleri
arasındadır. Hatta cilbaba, başörtüsü veya peçe anlamı
verenler olduğu gibi Abdullah b. Abbas (r.a)'ın "rida" yani
bedenin üst bölümünü örten dış giysi ya da örtü anlamını
verdiklerini bildilmiştir. Örtünmenin gayesi zinadan ve
yabancı erkeklerin sarkıntılık yapmasından sakındırmak
olduğuna göre, giysinin parça sayısına bakmaksızın bu
nitelikleri taşıması gerekir. Altını göstermemesi, bol olması,
karşı cinsin giysisine benzememesi bu nitelikler arasında
sayılabilir.
(Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür) - Hz. Nuaym İbni Mes'ûd (r.a.) Hendek harbi esnasında
İslâm'la şereflendi. Medineli müslümanları, dışardan
Kureyş ve Gatafan kabileleri, içerden Benî Nâdir ve Benî
Kureyza Yahudileri kuşatıp ortadan kaldırmak istediler.
Bu kuşatma yirmi gün kadar sürdü. Her iki tarafta da
açlık, sefalet başgösterdi. Gatafan kabilesinden Hz. Nuaym
(r.a.) gece karanlığında kalkıp Resûlullâh (s.a.v.)
Efendimizin yanına gitti. "Ya Resûlullâh (s.a.v.)! Ben Müslüman
oldum. Yalnız kavmimin bundan haberi yok. Şimdi
bana dilediğini emret!" dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz
de ona: "Kavmine git ve düşmanımızın gayret ve gücünü
zayıflat. Çünkü harp hiledir." buyurdu.
Nuaym İbni Mesûd (r.a.) önce Benî Kureyza'ya gitti:
"Burası sizin memleketiniz. Başka bir yere gidecek haliniz
yok. Ama Kureyş ve Gatafan öyle değil. Savaşı kazanırsa
ganimet bilirler. Kazanamazlarsa güven içinde
memleketlerine dönerler." dedi. Hatta onların bazı adamları
yanlarına alarak rehin tutmalarını teklif etti.
Oradan çıktı Kureyş ve Gatafan'a geldi. Onlara da:
"Beni Kureyza'nın Hz. Peygamber (s.a.v.)'le anlaştığını
ve Kureyş ile Gatafan’dan bir çok kişiyi alıp Nebi (s.a.v.)’e
teslim edeceğini" söyledi. Benî Kureyza'yı denemek için
İkrime gönderildi. "Yarın çarpışmaya karar verdik." dedi.
Onlar: "Yarın yanımızda rehin kalmaları için yetmiş kişiyi
bize vermedikçe sizinle birlikte harb etmeyiz." cevabını
verdiler.
Hz. Nuaym (r.a.) bu şekilde düşmanları birbirine düşürdü.
Aralarındaki anlaşmaları bozmada başarılı oldu.
Gece yarısı bir de şiddetli rüzgâr çıktı. Perişan bir vaziyette
karanlıkta çekip gitmek zorunda kaldılar. O günden
sonra Hz. Nuaym İbni Mesûd (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'in
güven kaynağı oldu.
(Yusuf Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe) - Osmanlı, en azılı düşmanlarına dahi insanca davranmaktan,
merhametle yaklaşmaktan geri durmadı. Tarihimiz,
bunların emsalsiz misalleriyle doludur. Batılı devletlerin en
çok düşmanlık besledikleri ve yıllarca devirebilmek için iş
birliği yaptıkları Osmanlı padişahlarının başında, Sultan II.
Abdülhamid gelir. Ağır ithamlarla andıkları o Abdülhamid
Han, aleyhindeki onca kara propaganda ve emperyalist politikaya
rağmen Batı Dünyası’nda meydana gelen kimi felaketlere
yüksek insanî duyarlılık göstermiştir.Osmanlı’nın
insanlığı, Sultan II. Abdülhamid zamanında dünyanın diğer
ucunda yer alan ABD’ye kadar erişmişti. 1894’te, ABD’nin
kuzeybatı bölgesindeki ormanlarda büyük bir yangın meydana
gelmiş ve ağır zarara yol açmıştı.Osmanlı’nın Washington
sefiri Mavroyani, Yıldız Sarayı’na gönderdiği bir
mektupla, yardım teklifinde bulundu. Padişah Abdülhamid
Han, teklifi memnuniyetle karşıladı. ABD’li felaketzedelere
önceden planladığı 100 liralık bağışı, 300 lira gibi mühim bir
meblağa yükseltti.
II. Abdülhamid Han, 1890 yılı Kasım ayında Saale
Nehri’nin taşmasından dolayı Turinc bölgesinde mağdur
olan Alman halkına da yardım elini uzatmıştı. Jena Şehri,
Naumbourg, Weissenfels ve Mersabourg daireleriyle, Saks
Altenburg Dükalığı’nın batı tarafları selzedelerine dağıtılmak
üzere Alman İmparatoru’na 750 Osmanlı Lirası göndermişti.
Saks Altenburg Dükası, yardımdan dolayı minnet
ve şükranlarını Osmanlı’nın Berlin Sefiri aracılığıyla şöyle
iletmişti: "Vatandaşlarımın karşılaştığı sıkıntı ve musibetler
karşısında gösterilen bu insaniyetli yaklaşımınızdan dolayı
son derece memnun olduğumdan bütün içtenliğimle teşekkürlerimi
sunmak istedim. Şahsınız ile hanedanınızı her
türlü bela ve afetlerden korumasını Allâh’tan temenni eder,
bu vesile ile saygılarımın kâbulünü rica eylerim."
(İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Mart 2021, 531. Sayı) ÇİZME, POTİN GİBİ AYAKKABILAR MEST OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?-30 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ
30.10.2026 | 2 Min.Ebû Hanife (r.a.)’e göre mest; giymek maksadıyla
deri ve benzeri maddelerden yapılan, ayağı topuğuyla
birlikte örten, içine su geçirmeyen ve ayağa giyildiğinde
bağlanmaksızın kendi kendine dik durâbilecek bir ayakkabı
çeşididir. Fakîhlerin tamamına göre, bu özelliklere
haiz olan patiklerin, mest olarak kullanılması caizdir.
Buna göre; günümüzde her ne kadar mest olarak satılmasalar
da, ayakları topuklarla birlikte örten çizme,
potin ve bot gibi ayakkabı çeşitlerinin üzerine mest
edilmesinde herhangi bir mahzur yoktur. Burada dikkat
edilmesi gereken bir husus vardır. Şöyle ki; ayakkabılar
genellikle sokakta giyildiğinden onlara necaset bulaşması
kuvvetle muhtemeldir.
Fıkıh kitaplarımızda, mestler üzerine mesh etmede
aranan şartlar beyân edilirken, mestlerin temiz olmasından
bahsedilmemiştir. Necâset, mesh mahalli olan
botun üst kısmındaysa bunun üzerine mesh etmek sahih
değildir. Zira meshin temiz suyla yapılması gerekir.
Mesh için elimize aldığımız temiz su, necis olan mahalle
değmesiyle pislenmiş olur. Pislenmiş olan bu su ile
mesh etmek ise caiz değildir.
Şayet necâset botun alt kısmı gibi mesh mahalli olmayan
yerlerde bulunursa meshe mani olmaz. Şunu da
ilave edelim: Botta bulunan necâset, af miktarından fazlaysa
o botlarla namaz kılınmaz.
Namaz kılınamaması meshin sahih olmadığından
dolayı değil, belki necâset namaza mani olduğundan
dolayıdır. Bu durumda olan bir kişi abdestli sayılacağından
Kur’an’a dokunmak gibi abdestsiz yapılamayan
fiilleri yapabilir.
(Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.267-268)- Gıybete düşmemek için sürekli olarak bunun ahiretteki
cezasını hatırla! Özellikle de gıybete düştüğün an,
onun elim azabını düşünmen gerekir.Konuşmadan önce
neyi konuşacağını iyice düşün.
Konuşacağın konu faydalı değilse susman gerekir.
Eğer söyleyecek sözünün dünyevî veya uhrevî bir faydası
varsa, kelimelerini özenle seçerek konuş. Bütün tedbirlerin
başı budur. Bunu yapamayan kişilerin gıybetten kurtulması
zordur. Konuşurken konunun gıybete vardığını fark
ettiğin an hemen konuyu değiştir. Hatta konuşmayı tamamen
kesebiliyorsan bu daha faydalıdır. Çünkü konuşmayı
kesersen, bu hem senin nefsine caydırıcı bir ceza olur
hem de senin yanındakilere bir uyarı olur. Gıybetten uzak
duran dindar insanlarla arkadaş olmaya çalış. Bulunduğun
ortamda gıybet yapılıyorsa, mümkünse bu gıybete
hiç dâhil olmadan oradan kalk. Ancak kalkman mümkün
değilse kalbinle yapılan işten nefret et. Gıybet yaptığın
an, onun cezasını hatırlayarak bundan vazgeçemiyorsan
kendini bir öğün yemek yemekten mahrum bırak ve aç
kalarak nefsini cezalandır. Bunu yaptığın zaman sonraki
gıybetlerde cezasını mutlaka hatırlayacaksın.
Gıybette hem Allâh hakkı hem de kul hakkı bulunduğu
için tevbe ile birlikte gıybeti yapılan kişiden af dilenmesi
de gerekmektedir. Gıybeti yapılan kişinin ölmüş ise, bu
durumda gıybeti yapılan kişi için istiğfarda bulunulmalıdır.
İnsan fıtratı gereği konuşarak kendi yükünü hafifletir.
Dolayısıyla birisi sana haksızlık yaptığı zaman konuşarak
yükünü hafifletecek olursan, konuşman gıybete dönmesin
diye, sana haksızlık yapana da duâ et! Bu kolay bir
durum olmasa da oldukça faydalı ve etkilidir. Böylece duâ
ile hem yükünü hafifletmiş hem de gıybetten kurtulmuş
olursun.
(Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu’l Ahlâk, s.50-52)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Nouman Ali Khan: Bayyinah Podcast und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.










