Zum Inhalt springen
PodcastsIslamMevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi
Neueste Episode

2510 Episoden

  • Mevlana Takvimi

    YEMEK ÂDÂBI-04 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    04.10.2026 | 2 Min.
    Yemek yiyen kişinin niyeti, iyilik ve takva için güç kazanmak, bununla Mevlâ’ya daha iyi hizmet ve ibadet edebilmek için destek elde etmek olmalıdır. Edepleri ise şunlardır : Nimetleri elde etmesine bir takım vesileler sebep olsa da, nimetin gerçek sahibinin, hiçbir işte ortağı bulunmayan Allahü Teâlâ olduğunu bilmek; verdiği nimetlerden dolayı, yaratılmışlara değil, Allahü Teâlâ’ya şükredilmesi gerektiğine inanmak. Az yemeyi çok yemeye, kanaati hırsa, edeple yemeyi açgözlülüğe tercih etmek ve az yemeğe rıza göstermek. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. Yemeğe besmele ile başlamak ve hamd ederek bitirmek. Yemeği sağ elle yemek. Yemeğe tuz ile başlayıp yine tuz ile bitirmek. Yemeği kötülememek ve bir kusur bulmamak; beğendiğini yemek, beğenmediğini yememek. Kısmetine düşen yemeğe kanaat etmek ve mevcut rızka rızâ göstermek. Sofraya uzanan ellerin sayısının mümkün olduğunca çok olmasını sağlamak. Zira Hadis-i Şerif’te “Yemeklerinizi toplu hâlde yeyin ki bereketli olsun” buyurulmuştur. (Buhari) Lokmaları mümkün olduğunca küçük almak ve iyice çiğnemek. Yemek yiyenlerin yüzlerine bakmamak ve ne kadar yediklerini araştırmamak. Sol ayağını yatırıp üstüne oturmak ve sağ bacağını dik tutmak. Yaslanarak veya uzanarak yemek yememek. Yemeğe ilk başlayan kişi olmamak. Böylece ilk olarak ev sahibinin başlamasını, sonra sırasıyla büyükten küçüğe doğru diğerlerinin başlamasını beklemek. Ancak kişi, diğer insanların kendisine uydukları bir önder ise, o insanların kendisine uyarak yemeleri için; yahut sofradakiler yemeğe başlamaya sıkılıyorlarsa, onları sıkılganlıktan kurtarmak için ilk olarak yemeğe başlayabilir. Yemeği acıkmadan yememek ve midesini tam olarak doldurmadan sofradan kalkmak. Bunun miktarı ise, midenin üçte biri veya yarısı kadar yemektir. (Ebu Talib-i Mekki, Kût-u’l Kutub s. 153-154)
  • Mevlana Takvimi

    BİZ BÖYLE DEĞİLDİK-03 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    03.10.2026 | 2 Min.
    En ufak anlaşmazlıkta insanlar birbirini boğazlarken 1800'lerdeki Türk toplumu için Fransız Breyer, Müslüman Türk'ün diğer bir Müslüman Türke hiddetle baktığı nadir görülür, fakat küfür ettiği, yakasına yapıştığı ve dayak attığı hiç görülmez diye yazıyordu. Bugün kaba saba, belki küfürlü konuşmak rağbet görürken, Türk düşmanı İngiliz yazar Charles Macfarlane, “Bu milletin o kadar tatlı bir konuşma tarzı vardır ki, bütün medeni milletlere örnek olabilir.” diyordu. Bugün insanlar karşısındakini sadece cevap üretmek için dinlerken Fransız tarihçi Ubi Çiğni bir Türkle konuşmasını şöyle anlatıyordu. Bugün başkası için yapılacak bir iyilik adeta enayilik kabul edilirken, Hollandalı gezgin Cornel Lebrun, Türklerin hayır ve iyiliğe çok düşkün olduklarını, hatta Hristiyanlardan çok fazla hayrat vücuda getirdiklerini, bu yüzden de dilenciye Türkiye'de çok az rastlandığını yazmıştı. Meşhur Fransız şair Lamartine de Osmanlı insanı için şu satırları yazıyordu: Türkler canlı ve cansız mahlukatın hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere ve Allah'ın yarattığı her şeye hürmet ederler. Bu örnekler, Türk toplumunun birkaç yüzyılda insani ve ahlaki olarak ne kadar çürüdüğünü anlamak için yeterlidir. 6 KELİME İLE SIKINTILARINDAN KURTUL Hata edince: Estağfirullah Daralınca: Hasbünallah Allah’ın sanatlarıyla karşılaşınca, şaşırınca: Sübhanallah Yalnız kalınca: Tevekkeltü alallah Zorlukla karşılaşınca: La havle ve la kuvvete illa billah Musibet anında: İnna lillahi ve inna ileyhi raciun “Allah’ım maddi ve manevi sıkıntılarımızdan bizi kurtar.” (mevlanatakvimi.com)
  • Mevlana Takvimi

    TARİKATLARIN GÂYESİ-02 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    02.10.2026 | 3 Min.
    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri: “İnsanlar helak olmuşlardır. Ancak âlimler müstesna. Âlimler helak olmuşlardır, ilmiyle amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helak olmuşlardır, ihlâs sahipleri müstesna. Muhlis olanlar da büyük bir tehlike üzeredirler.” (Keşfû’l-hafâ) buyurmuşlardır. Yani insanlar Cenâb-ı Hakk’a karşı dünyada vâki olan günahları sebebiyle ilâhî adaletin gereği olarak ölümden sonra azâb görecekler ve lâyık oldukları cezaya çarptırılacaklardır. Ancak bu cezadan müstesna olanlar İslâmî kuralları ve şer’î hükümleri âlimlerden öğrenmiş olan kimselerdir. Şu kadar varki bunlar, ilimleriyle amel etmedikleri müddetçe, meselâ Namazın şartlarını ve erkânını öğrenip Namaz kılmadıkça, uhrevî azâbtan yakalarını kurtaramazlar. Diğer bir şart da ihlâstır. Nefislerini tezkiyeye tabî tutmayanların kibir, hased, riya ve cimrilik gibi kötü huylardan temizlenmeyenlerin amel ve ibâdeti, Allah (c.c.)’ın kabûlüne takdim etmeye lâyık olamayacağından, onlar da afv ve inâyet-i ilâhî yetişmedikçe azâbtan kurtulamazlar. Nitekim Allâhu Teâlâ: “Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.” (Ra’d s. 39) buyurmuştur. Şunu da ifâde edelim ki, ilim öğrenmek olsun, ilim ile amel olsun, bunların ikisi de zahiri ve cismani amellerden sayıldığına göre herkes için istediği zaman ve mekânda gerçekleştirilmesi mümkündür. Fakat bedenî hastalıklardan kurtulmak bir doktorun tedavisine muhtaç bulunduğu gibi, yukarıda beyan edilen kibir, hased gibi kalbi hastalıkların da ma’nevî bir doktorun tedavisine şiddetle muhtaç bulunduğundan gafil olmamak lazımdır. Peygamberimiz (s.a.v.): “Zikrullâh, kalplerin şifâsıdır.” (Keşfu’l-hafâ) buyuruyor. (Buhari) İşte bu ihtiyaç ve bu lüzum üzerine gizli zikrin öğretilip mü’minlere telkin edilmesi Hz. Ebubekir-i Sıddîk (r.a.)’e, açıktan zikrin telkin edilmesi de Hz. Alî (r.a.)’e tevdî buyrulmuştur. Yani Cenâb-ı Hakk zahiri ilimleri öğrenip öğretmek için her zaman âlimler yetiştirmiş olduğu gibi bâtınî ilimleri de öğretmek için tarikat erbâbını eksik bırakmamıştır. (Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.), Mektûbât, s.91)
  • Mevlana Takvimi

    MUCİZE HAKTIR-01 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    01.10.2026 | 2 Min.
    Mucize, Allah (c.c.) tarafından insanlara ilâhî dini tebliğ ve talim için gönderilmiş olan muhterem bir peygamberin, nübüvvet ve risalet iddiasında haklı olduğunu ispat için ilâhî kudret ile göstermeyi başardığı harikalardan ve bir kısım olağanüstü hallerden ibârettir ki, diğer insanlar bu harikanın mislini göstermeyi ve bu haller ile nitelenmeyi başaramazlar. Meselâ; Peygamberimiz (s.a.v.), Kur’ân-ı Mübin gibi, mübarek parmakları arasından ince ve leziz suların cereyan etmesi gibi harikalar göstermiştir. Kendi mübarek zatı da fevkalâde yüksek kemâlât ile faziletlerle nitelenmiştir. Kimseden bir şey okuyup öğrenmediği halde bir vahiy ve ilham eseri olarak yüz binlerce hakikatlere vâkıf idiler. İşte bunlar birer mucizedir. Mucizeler, câri (süregelen) âdetlere ve tabiat kanunlarına muhalif gibi görülmektedir. Fakat bunlar hadd-i zatında mümkinâttan sayılır ve yüzbinlerce insanın müşahede etmiş olmalarına nazaran gerçekleşmiştir. Zaten tabiat kanunları da mümkinâttan ibârettir. Bütün mümkinât ise ilâhî kudret ile meydana gelir ve mahvolup gidebilir. İnsan bu kâinatı güzelce tetkik ederse gözlerine binlerce harikulade sayılacak kudret eseri çarpar durur. Artık Allah (c.c.)’nun kudretiyle mucize denilen harikalar da vücuda gelmiş bulunmaktadır. Aklı başında olan bir insan bunları görmezden gelemez. Efendimiz (s.a.v.)’in en bilinen mucizelerinden biri de gönderilmesinin sekizinci senesinde Minâ mevkiinde gerçekleşen ayın yarılmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) kendisinden talep edilmesi üzerine mehtaplı bir gecede mübarek işaretiyle ayı iki parçaya ayırmış, bunun bir parçası Hira dağının bir tarafında, diğer bir parçası da diğer tarafında iki saat kadar görülmüştür. Efendimiz (s.a.v.)’de: “Bakınız, şahit olunuz.” diye hazır bulunanları ihtar etmiştir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.80-81)
  • Mevlana Takvimi

    GEREK NAMAZDA GEREKSE NAMAZ DIŞINDA PARMAK ÇITLATMANIN HÜKMÜ NEDİR?-30 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    30.09.2026 | 2 Min.
    Parmak çıtlatmak; ses çıkarıncaya kadar parmakları yummak veya uzatmaktır. Mücahit (r.a.)’den: "Namazda erkeğin parmaklarını çıtlatmasını mekruh gördüğü rivayet edilmiştir." Parmak çıtlatma, hakkında yasak varit olduğundan tahrimen mekruhtur. El-Müctebâ isimli eserde, namazı bekleyen ve namaza yürüyenin hüküm açısından namaz kılan gibi olduğu zikredilmiştir. Yani onların da parmak çıtlatması tahrimen mekruhtur. Namaz dışında parmak çıtlatmaya gelince; bazıları, mafsalları rahatlatmak gayesiyle de olsa bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. Ancak bu kerahet namazdaki gibi tahrimî değil, tenzihî bir kerahettir. Allâme Halebî (r.âleyh): "Namaz dışında parmak çıtlatmanın hükmüne vâkıf olamadığını zikretmiş, zahir olan; iki yer dışında oynama gayesi olmaksızın yapılması durumunda mekruh olmadığıdır" demiştir. Oynama gayesiyle olursa tenzihen mekruh olduğu bilgisini de eklemiştir. NAMAZIDA PARMAKLARI BİRBİRİNE GEÇİRMENİN HÜKMÜ NEDİR? Kab bin Ücra (r.a.) diyor ki; Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ’i şöyle buyururken işittim: "Sizden biri güzelce abdest aldıktan sonra mescide gitmeyi kast ederek çıktığında parmaklarını birbirine girdirmesin. Çünkü o, namazdadır." (El-Müsned) Fakihler, namaza giderken, mescitte namazı beklerken ve namaz esnasında parmakları birbirine geçirmenin tahrimen mekruh olduğunu söylemişlerdir. Zira bu hususta nehîy (yasaklama) vardır. El-Mi’rac isimli eserde; parmakları birbirine geçirmenin keraheti hususunda icmâ olduğu nakledilmiştir. (Suâlli Cevaplı İslâm Fıkhı, c.2, s.255-257)
Weitere Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-Website

Höre Mevlana Takvimi, Yasir Qadhi und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App

  • Sender und Podcasts favorisieren
  • Streamen via Wifi oder Bluetooth
  • Unterstützt Carplay & Android Auto
  • viele weitere App Funktionen
Rechtliches
Social
v8.21.0 | © 2007-2026 radio.de GmbH
Generated: 10/4/2026 - 9:44:51 PM