2532 Episoden
HZ. SAMÎ (K.S.)’UN MUHTEREM ÖMER ÖZTÜRK’Ü KENDİ YERLERİNE OTURTMALARI-27 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ
27.10.2026 | 2 Min.Son devirde ülkemizde yaşamış en büyük velilerden Hz.
Sâmî (k.s.)’un “tabiri câiz ise” kucağında doğmuş, onun terbiyesinde
büyümüş, hayatını Hz. Sâmî (k.s.)’a hizmete ve
ondan istifadeye adamış ve yine o zâtın vasiyyetleri gereği
teçhiz ve tekfin işlerini yapmış, onun yolunu hâlâ insanlara
anlatan ve Hz. Sâmî (k.s.)’un manevî evlâdı ve vazifelisi olan
Muhterem Ömer Muhammed Öztürk, Hz. Sâmi (k.s.) ile yaşadıkları
bir Berât kandili gecesini şöyle anlatmışlardır:
“Şaban-ı Şerîf’in başlarında Mahmûd Gezer Ağabeyle
(Allâh (c.c.) rahmet eylesin Mekke’de vefât etti, Cennetü’l
Muallâ’ya defnedildi.) devlethanenin bahçesinde oturuyorduk.
Efendi Hazretleri’nin hâdimesi gelerek beni bir kenara
çağırdı ve “Ömer Ağabey babam mahrem bir husus söyledi.
Bunu Ömer Öztürk’e anlat. Kendisinde kalsın. Îcâbını yerine
getirsin. Fakat kimseye de bir şey söylemesin.” dedi ve Efendi
Hazretleri’nin “Ben Berât gecesini Ömer Öztürk ile değerlendirmek
istiyorum. Kendisi bir imâm bulsun. Ayrıca iki kişiyi de
çağırsın. İsterse birisi kendi babası Mehmet Öztürk olabilir.
Bir de başka ihvân, benimle birlikte hepimiz beş kişi olacağız.
Akşam namazını burada devlethanede kılacağız. İftarı beraber
eder, akşam ve yatsı namazını beraber kılar, geceyi de
beraber ihyâ ederiz inşâallah.” buyurduğunu söyledi. Fakir,
babama ve (Sami Efendimiz’in son yıllarında namazlarını kıldıran)
Mahmûd Hoca’ya haber verdim. Sonra Ömer Kirazoğlu
ağabey, İsmail ve Cevat Öztürk ağabeylerimi çağırttı. İftar,
namaz ve yemekten sonra Efendimiz Hazretleri her zaman
oturdukları demiryolu cihetine karşı olan koltuğa oturdular.
Az sonra ayağa kalkarak kendi karşısındaki koltuğa geçtiler.
Kendi koltuklarına, Fakiri çağırıp “Sen gel, buraya otur, burası
senin yerindir. Fakir de karşısında oturacağım” diyerek kendi
koltuklarına Fakiri oturttular. Muhteşem bir sohbetten sonra
yatsı namazı kılındı, tekrar aynı yerlerde oturarak sohbet, duâ
ve murâkabe edildi. İzin alınarak evlere hareket edildi.
(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)- Hayatının tek gâyesi Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin
sünnetine uymak ve onu ihyâ etmek olan Hz. Sâmî
Efendimiz; daha önceki kitâblarda: “Kılıcı boynunda asılı Peygamber”
olarak tarîf edilen (s.a.v.) Efendimize bu husûsta da
ittibâ edip gazâya iştirâk ederek “Gâzî” olmuşlardı.
Bu husûsu kendileri şöyle anlatıyorlardı: “Birinci Cihân
harbinde Osmânlı ordusunda levâzım subayı olarak vazîfe
gördüm. Alayımız Edirne’de vazîfe görüyordu. Açlık ve kıtlık
son derece şiddetli idi. Askerlerimizin uzun süre yiyecek bulamadıkları
oluyordu. Bu yüzden askerler ellerinin yetiştiği yere
kadar kavak ağaçlarının kabuklarını yolarak onları çiğniyorlar
ve böylece açlıklarını bir nebze olsun gidermeğe çalışıyorlardı.”
Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) Efendimizin: “Cihâdı terk
eden millet zillete düçâr olur.” sözünü bütün talebelerine ezberleten
Hz. Sâmî (k.s.), Cenâb-ı Hâkk’ın: “Niçin yapamadığınızı
söylüyorsunuz?” Kavl-i şerîfini de bize kendileri yaşayarak
öğretiyorlardı. Yaşayarak, tatbîk ederek bize cihâdı
öğretiyorlardı. Harbe iştirâk ederek Gâzî olmuşlar, ve ömürleri
boyunca İslâm için kılıç sallama arzusu ile yaşamışlardı.
Mübârek ömürleri doksanı bulduğunda dahî sohbetlerinde
Uhud harbinde Amr ibn-i Sâbit (r.a.)’in müslümân oluşunu
anlatırken; onun lâkabını: “Asram lâkabı ile mülakkab; keskin
kılıç saldırıcı” diye tarîf ederken oldukları yerde dizleri üzerine
doğrularak ellerini havaya kaldırarak elindeki kılıcı ile
derhâl düşman üzerine saldıracakmış gibi olan hâlleri ancak
görülmekle anlaşılabilirdi. Yaşıyor; ondan sonra anlatıyorlar;
anlatırken de o hâli aynen yaşıyorlardı. Hayatı cihâddı Hz.
Sâmî Efendimizin. Ömür boyu cihâd... Ve bu cihâdı elinde
silâhı gazâda da yaşamış ve Gâzî olmuştu Hz. Sâmî (k.s.).
Ve nefe‘ana’llâhü Te‘âlâ bi şefâatihi, Allâh (c.c.) cümlemizi
O’nun muhabbetini hakkı ile yaşayıp öylece haşrolanlardan
eylesin (Âmîn). Bi hurmeti seyyidi’l-enbiyâ-i ve’l- mürselîn
salla’llâhu Te‘âlâ aleyhi vesellem.
(www.ramazanoglumahmudsamiks.com) - Üstâdına olan muhabbet ve bağlılığını dâimâ arttırarak
devâm ettiren Hazreti Sâmî Efendimiz bütün gün ve gecelerini
hizmet yolunda geçirdiler. Sâmî Efendimiz dergâhın
temizliğinden, ihvânın her türlü ihtiyaçlarına varıncaya kadar
bütün hizmetlerini seve seve yaparlardı. Hazret-i Es‘âd Erbilî
Efendimizin: “Mâ‘nen bizimle aynı mertebededir, lâkin bu
vazîfe bize verildi” diye ta‘rîf ettikleri Hüseyin Efendi Hazretleri
yatalak olunca: “Bu Zâtın hizmeti için kim tâlib olur?” diye
ihvâna sorarlar. Hemen Sâmî Efendimiz o Zâtın hizmetlerine
koşarlar. Defi hâcetleri dâhil her hizmetlerini uzun müddet
seve seve görürler. Nihâyet bu hizmetleri sonunda Hüseyin
Efendi Hazretleri: “Evlâdım, Cenâb-ı Hâkk’a niyâz ediyorum;
Allâhü ‘azîmüşşân bize ihsân ettiklerini fazlası ile sana ihsân
etsin!” diye duâ buyururlar.
Dünyâ hayatını Nebî-yi Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in buyurdukları
gibi: “Benimle dünyânın misâli ağaç altında bir
mikdâr dinlendikten sonra yoluna devâm eden yolcunun
hâline benzer” diye ana rahmi ile kabir arasında bir sefer
olarak görürdü; Hz. Sâmî Efendimiz. Ve bunu uzun bir ömürde
her an tatbîk ettiler. “Bir yabancı âlim, Fakire ken-dilerinin
hâl ve kelâmlarından sordular. O anda hâtırıma gelen şu
hâllerini anlattım:
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Seferden döndüğünüzde
hanımlarınızın yanına haber vermeden girmeyiniz” buyuruyorlar.
Hz. Sâmî (k.s.) hayatı bir sefer olarak gördüğü için
her yerinden kalkmalarını bir sefer kabûl ediyorlardı. Abdest
almak için lavaboya her gidişlerinde yol zevcelerinin odasından
geçiyordu. Yarım asırdan fazla süren evlilik hayatlarında
bıkmadan, usanmadan, seve seve her defasında zevcelerini
haberdâr ederlerdi. O’nun “Efendi buyur!” diye sesini duyunca
odaya girer ve diğer tarafa geçerlerdi. Bu hâl altmış küsûr yıl
günde en az on defa devâm etti” deyince yabancı ‘âlim ayağa
kalkarak: “Bu zât Sâhibü’z-zamân’dır. Onun dışında hiçbir velî
sünnet-i seniyyeyi bu kadar derin ve ihâtalı anlayıp tatbîk edemez,
ancak o yapabilir” dedi. El-hâmdü li’llâhi râbbi’l-‘âlemîn. - Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile
“Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarîkat-
ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma‘nevî
mertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs ve
tam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd de
mürşîdine teslîm olmalıydı ki bi-izni’llâh neticeye ulaşsın.
Kendileri anlatıyorlar: “Allâme Taftadânî hazretlerinin talebelerinden
biri bir şeyhe intisâb etmiş. Bu talebeden hocasının
huzûrunda hikmetli kelâmlar sâdır olmuş. Hocası: “Evlâdım,
bunları ben sana öğretmedim; sen bunları nereden öğrendin?”
diye soruyor. Talebe: “Efendim ben bir şeyhe intisâb ettim; zikir
çekiyorum, doğuş oluyor ve böylece hikmetli konuşuyorum.” diyor.
Bunun üzerine ‘Allâme Taftadânî hazretleri: “Oğlum beni de
şeyhine götür”; diyor. Kendileri de aynı şeyhe intisâb ediyorlar.
Fakat ya teslîmiyet yok veyâ nasîbi yok aynı tecelliyâtlar kendilerinde
zuhûr etmiyor, aynı istifâde olmuyor.
Sâmî Efendimiz Hazretlerinin bu anlattığı kıssadan çıkan
hükme göre nasîbi olan müsta‘îd kişiler mürşid-i kâmili bulup ona
tam olarak teslîm olurlarsa bi-izni’llâh neticeye ulaşır, ma‘nevî
mertebelerde hızla ilerleyerek kemâle ererler. Bunların hepsi
kendilerinde bi-izni’llâh mevcûd olan Hazreti Sâmî (k.s.) kısa
zamânda icâzet alırlar, irşâdla görevlendirilirler.
Kelâmî Dergâhı’ndaki hizmet günlerine âid Adapazarlı
Pehlivân Efendi şu hâtırayı anlatır: “Adapazarı’ndan on arkadaşımla
berâber Es‘ad Efendi Hazretlerinin ziyâretlerine gittik.
Sohbet esnâsında tekkeye dâhil olmuştuk. İçerisi kalabalık olduğundan
dışarıda oturuyor, Es‘ad Efendi Hazretlerinin kendilerini
göremiyor, sâdece seslerini işitiyorduk. İlk defa sohbetlerine
gelmenin heyecânı içindeydik. Sohbet sırasında ihvân arasında
genç bir zât dolaşıp hizmet ediyordu. “Bu genç orada dolaşmasa
o zamân dikkatimiz dağılmaz, daha çok istifâde ederdik.” diye
içimden geçirdim. Sohbet biter bitmez Es‘ad Efendi Hazretleri:
“Adapazarlı Pehlivân Efendi ve on arkadaşı buraya gelsin!” dediler.
Hâlbuki bizi hiç tanımıyorlar ve geldiğimizi de görmemişlerdi.
“Sâmî evlâdımız hakkında sû-i zan ettiniz, helâllık alın.” buyurdular.
Affımızı taleb edip böylece bu iki Zâtı ve aralarındaki derûnî
muhabbet ve bağı öğrenmiş olduk. El-hamdü li’llâh. - İlk, orta ve lise tahsîlini Adana’da tamâmlayan Hz. Sâmî (k.s.),
yüksek tahsîlini İstanbul’da yaparlar. Hukuk Fakültesini birincilikle
bitiren Hz. Sâmî (k.s.), bu arada bir müddet Gümüşhâneli
Dergâhı’na devâm ederler. Bu sırada Bâyezıd dersiâmlarından
Rüşdü Efendi (Eski Beşiktaş müftüsü Merhûm Fuat Çamdibi
Hocanın babası): “Sâmî Evlâdım, gel seni Şeyhülmeşâyih Es‘âd
Erbilî Hazretlerine götüreyim.” der. Bu teklifi kabûl eden Efendi
Hazretleri, Rüşdü Efendi ile berâber Kelâmî Dergâhı’na giderler.
Bu ilk karşılaşmanın devâmını kendileri şöyle anlatıyorlar:
“Üstâdımızın huzûruna varıp ellerini öptük. Rüşdü Efendi Hoca:
“Üstâdım bu getirdiğim genç Gümüşhâneli Ahmed Ziyâeddin
Efendi’nin evlâdlarından Adanalı Sâmî Efendi”, deyince; birden
Üstâdımız Es‘âd Efendi Hazretleri: “Hayır! O bizim evlâdımız” buyurdular.
Ve orada devâm ettiğim evrâdın ne olduğunu sordular.
“Günde beşbin zikrullâh, bir cüz Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, Delâil-i
Hayrât” diye cevâb verdim. “Evlâdım hastalık nerede ise tedâviye
oradan başlamak lâzım, bu yüzden şimdilik bunları terk edip kalbî
zikre başlayacaksın” buyurdular ve Fakîre inâbe verdiler.”
Akarsu deryâya kavuşmuş; su mecrâını bulmuştu. Cenâb-ı
Hâkk’ın lûtfu inâyeti ile Hz. Sâmî Efendimiz bir kaç ayda seyr-u
sülûkunu ikmâl buyurdular. Daha önce iki yıl devâm edilen
dergâhta olmayan tecellî burada bir kaç ayda olmuştu el-hâmdü
li’llâh. Kısa sürede icâzet ve mutlak hilâfet alan Efendimiz Hazretleri
mürşid-i kâmilin görevine âid şu kıssaları naklediyorlar: “Gençliğimde
dergâha devâm ediyordum. Orada vazîfesi müntesiblerin
ayakkabılarının tozunu almak olan bir dervîş vardı. Bir gün onun
elindeki bezi aldım, pertavsızın (mercek) altına tutarak bir müddet
güneşin altında tuttum. Güneşin harâretinin pertavsız vasıtasıyla
bezin üzerine teksîf edilmesi ile bez tutuştu ve yanmağa başladı.
Dervîş hayretler içinde kaldı.
İşte mürşid-i kâmil, iki cihânın Serveri ve Rahmet Güneşi Nebî
salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem Efendimiz’den aldığı nûru müntesiblerden
müsâid kimselerin kalblerine teksîf edip, o nûr-ı Muhammedî
(s.a.v.) ile kalbleri diriltip kemâle erdiren kişidir, bi-izni’llâh. Mürşid-i
kâmil çobana benzer; çoban dağda koyunları otlatırken bacağı
kırılanı orada bırakır mı? Sırtına atıp ağıla kadar getirir. Mürşid-i
kâmil de hiç bir evlâdını bırakmaz ve terk etmez bi-izni’llâh.”
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, بودكاست شرعي und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.
















