2509 Episoden
- En ufak anlaşmazlıkta insanlar birbirini boğazlarken 1800'lerdeki Türk toplumu için Fransız Breyer, Müslüman Türk'ün diğer bir Müslüman Türke hiddetle baktığı nadir görülür, fakat küfür ettiği, yakasına yapıştığı ve dayak attığı hiç görülmez diye yazıyordu. Bugün kaba saba, belki küfürlü konuşmak rağbet görürken, Türk düşmanı İngiliz yazar Charles Macfarlane, “Bu milletin o kadar tatlı bir konuşma tarzı vardır ki, bütün medeni milletlere örnek olabilir.” diyordu. Bugün insanlar karşısındakini sadece cevap üretmek için dinlerken Fransız tarihçi Ubi Çiğni bir Türkle konuşmasını şöyle anlatıyordu. Bugün başkası için yapılacak bir iyilik adeta enayilik kabul edilirken, Hollandalı gezgin Cornel Lebrun, Türklerin hayır ve iyiliğe çok düşkün olduklarını, hatta Hristiyanlardan çok fazla hayrat vücuda getirdiklerini, bu yüzden de dilenciye Türkiye'de çok az rastlandığını yazmıştı. Meşhur Fransız şair Lamartine de Osmanlı insanı için şu satırları yazıyordu: Türkler canlı ve cansız mahlukatın hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere ve Allah'ın yarattığı her şeye hürmet ederler. Bu örnekler, Türk toplumunun birkaç yüzyılda insani ve ahlaki olarak ne kadar çürüdüğünü anlamak için yeterlidir. 6 KELİME İLE SIKINTILARINDAN KURTUL Hata edince: Estağfirullah Daralınca: Hasbünallah Allah’ın sanatlarıyla karşılaşınca, şaşırınca: Sübhanallah Yalnız kalınca: Tevekkeltü alallah Zorlukla karşılaşınca: La havle ve la kuvvete illa billah Musibet anında: İnna lillahi ve inna ileyhi raciun “Allah’ım maddi ve manevi sıkıntılarımızdan bizi kurtar.” (mevlanatakvimi.com)
- Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri: “İnsanlar helak olmuşlardır. Ancak âlimler müstesna. Âlimler helak olmuşlardır, ilmiyle amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helak olmuşlardır, ihlâs sahipleri müstesna. Muhlis olanlar da büyük bir tehlike üzeredirler.” (Keşfû’l-hafâ) buyurmuşlardır. Yani insanlar Cenâb-ı Hakk’a karşı dünyada vâki olan günahları sebebiyle ilâhî adaletin gereği olarak ölümden sonra azâb görecekler ve lâyık oldukları cezaya çarptırılacaklardır. Ancak bu cezadan müstesna olanlar İslâmî kuralları ve şer’î hükümleri âlimlerden öğrenmiş olan kimselerdir. Şu kadar varki bunlar, ilimleriyle amel etmedikleri müddetçe, meselâ Namazın şartlarını ve erkânını öğrenip Namaz kılmadıkça, uhrevî azâbtan yakalarını kurtaramazlar. Diğer bir şart da ihlâstır. Nefislerini tezkiyeye tabî tutmayanların kibir, hased, riya ve cimrilik gibi kötü huylardan temizlenmeyenlerin amel ve ibâdeti, Allah (c.c.)’ın kabûlüne takdim etmeye lâyık olamayacağından, onlar da afv ve inâyet-i ilâhî yetişmedikçe azâbtan kurtulamazlar. Nitekim Allâhu Teâlâ: “Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.” (Ra’d s. 39) buyurmuştur. Şunu da ifâde edelim ki, ilim öğrenmek olsun, ilim ile amel olsun, bunların ikisi de zahiri ve cismani amellerden sayıldığına göre herkes için istediği zaman ve mekânda gerçekleştirilmesi mümkündür. Fakat bedenî hastalıklardan kurtulmak bir doktorun tedavisine muhtaç bulunduğu gibi, yukarıda beyan edilen kibir, hased gibi kalbi hastalıkların da ma’nevî bir doktorun tedavisine şiddetle muhtaç bulunduğundan gafil olmamak lazımdır. Peygamberimiz (s.a.v.): “Zikrullâh, kalplerin şifâsıdır.” (Keşfu’l-hafâ) buyuruyor. (Buhari) İşte bu ihtiyaç ve bu lüzum üzerine gizli zikrin öğretilip mü’minlere telkin edilmesi Hz. Ebubekir-i Sıddîk (r.a.)’e, açıktan zikrin telkin edilmesi de Hz. Alî (r.a.)’e tevdî buyrulmuştur. Yani Cenâb-ı Hakk zahiri ilimleri öğrenip öğretmek için her zaman âlimler yetiştirmiş olduğu gibi bâtınî ilimleri de öğretmek için tarikat erbâbını eksik bırakmamıştır. (Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.), Mektûbât, s.91)
- Mucize, Allah (c.c.) tarafından insanlara ilâhî dini tebliğ ve talim için gönderilmiş olan muhterem bir peygamberin, nübüvvet ve risalet iddiasında haklı olduğunu ispat için ilâhî kudret ile göstermeyi başardığı harikalardan ve bir kısım olağanüstü hallerden ibârettir ki, diğer insanlar bu harikanın mislini göstermeyi ve bu haller ile nitelenmeyi başaramazlar. Meselâ; Peygamberimiz (s.a.v.), Kur’ân-ı Mübin gibi, mübarek parmakları arasından ince ve leziz suların cereyan etmesi gibi harikalar göstermiştir. Kendi mübarek zatı da fevkalâde yüksek kemâlât ile faziletlerle nitelenmiştir. Kimseden bir şey okuyup öğrenmediği halde bir vahiy ve ilham eseri olarak yüz binlerce hakikatlere vâkıf idiler. İşte bunlar birer mucizedir. Mucizeler, câri (süregelen) âdetlere ve tabiat kanunlarına muhalif gibi görülmektedir. Fakat bunlar hadd-i zatında mümkinâttan sayılır ve yüzbinlerce insanın müşahede etmiş olmalarına nazaran gerçekleşmiştir. Zaten tabiat kanunları da mümkinâttan ibârettir. Bütün mümkinât ise ilâhî kudret ile meydana gelir ve mahvolup gidebilir. İnsan bu kâinatı güzelce tetkik ederse gözlerine binlerce harikulade sayılacak kudret eseri çarpar durur. Artık Allah (c.c.)’nun kudretiyle mucize denilen harikalar da vücuda gelmiş bulunmaktadır. Aklı başında olan bir insan bunları görmezden gelemez. Efendimiz (s.a.v.)’in en bilinen mucizelerinden biri de gönderilmesinin sekizinci senesinde Minâ mevkiinde gerçekleşen ayın yarılmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) kendisinden talep edilmesi üzerine mehtaplı bir gecede mübarek işaretiyle ayı iki parçaya ayırmış, bunun bir parçası Hira dağının bir tarafında, diğer bir parçası da diğer tarafında iki saat kadar görülmüştür. Efendimiz (s.a.v.)’de: “Bakınız, şahit olunuz.” diye hazır bulunanları ihtar etmiştir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.80-81)
GEREK NAMAZDA GEREKSE NAMAZ DIŞINDA PARMAK ÇITLATMANIN HÜKMÜ NEDİR?-30 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ
30.09.2026 | 2 Min.Parmak çıtlatmak; ses çıkarıncaya kadar parmakları yummak veya uzatmaktır. Mücahit (r.a.)’den: "Namazda erkeğin parmaklarını çıtlatmasını mekruh gördüğü rivayet edilmiştir." Parmak çıtlatma, hakkında yasak varit olduğundan tahrimen mekruhtur. El-Müctebâ isimli eserde, namazı bekleyen ve namaza yürüyenin hüküm açısından namaz kılan gibi olduğu zikredilmiştir. Yani onların da parmak çıtlatması tahrimen mekruhtur. Namaz dışında parmak çıtlatmaya gelince; bazıları, mafsalları rahatlatmak gayesiyle de olsa bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. Ancak bu kerahet namazdaki gibi tahrimî değil, tenzihî bir kerahettir. Allâme Halebî (r.âleyh): "Namaz dışında parmak çıtlatmanın hükmüne vâkıf olamadığını zikretmiş, zahir olan; iki yer dışında oynama gayesi olmaksızın yapılması durumunda mekruh olmadığıdır" demiştir. Oynama gayesiyle olursa tenzihen mekruh olduğu bilgisini de eklemiştir. NAMAZIDA PARMAKLARI BİRBİRİNE GEÇİRMENİN HÜKMÜ NEDİR? Kab bin Ücra (r.a.) diyor ki; Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ’i şöyle buyururken işittim: "Sizden biri güzelce abdest aldıktan sonra mescide gitmeyi kast ederek çıktığında parmaklarını birbirine girdirmesin. Çünkü o, namazdadır." (El-Müsned) Fakihler, namaza giderken, mescitte namazı beklerken ve namaz esnasında parmakları birbirine geçirmenin tahrimen mekruh olduğunu söylemişlerdir. Zira bu hususta nehîy (yasaklama) vardır. El-Mi’rac isimli eserde; parmakları birbirine geçirmenin keraheti hususunda icmâ olduğu nakledilmiştir. (Suâlli Cevaplı İslâm Fıkhı, c.2, s.255-257)- Müslüman bir kadın ya evlidir ya da bekar, iki durumda da bir aile içinde bulunur. Nur Suresi'nin 31. ayetinde sayılan bu yakın hısım ve birlikte yaşanan kimselerin yanına kadın, son sınır olarak diz kapağı ile göbeği arasını, sırt ve karın kısmını örtmek şartıyla çıkabilir. Ancak bu bir fetva sınırı olup, kadının bunların yanında da edeb ve takva gereği daha fazlasını örtmeyi gaye edinmesi gerekir. Evde çamaşır veya bulaşık yıkayan yahut hamur karan ya da bahçe sulayan bir kadının hizmet gereği kimi yerleri açılabilir. Yine çocuğunu emziren kadının evin içinde kendisini sürekli olarak sakınması güçlük doğurur. Ancak şunu hemen belirtelim ki fitne korkusu olur veya aile içinde zayıf ahlaklı kişiler bulunursa, kadın örtünmesini dikkat etmelidir. Bir müslüman kadına mahrem sayılan kimseler şunlardır: 1. Kocası: Kadın, kocasının yanında dilediği gibi giyinebilir. Eşler arasında örtünme bakımından bir sınır söz konusu değildir. Kadının kocasına güzel görünmek için süslenmesi ve açılması mubahtır. Ancak yabancı erkeklere güzel görünmek ve onların ilgisini çekmek için süslenmek caiz olmaz. 2. Babası 3. Kocanın babası, buna büyük babalar da girer. 4. Kendi oğulları, erkek torunlar da bu kapsama girer. 5. Kocasının oğulları, erkek torunlar da bu kapsamdadır. 6. Erkek kardeşi. 7. Erkek kardeşin oğulları, erkek kardeşin torunları da bu kapsama girer. 8. Kız kardeşin oğulları, bunların torunları da mahrem sayılır. 9. Müslüman kadın, mü'min bir kadının diğer mü'min hanımların yanında diz kapağı ile göbeği arası kapalı olarak bulunabilir. Ancak müslüman bir kadın gayrimüslim kadınların yanında tesettürsüz bulunamaz. (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, s.212-243)
Weitere Islam Podcasts
Trending Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-WebsiteHöre Mevlana Takvimi, Yasir Qadhi und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen
Hol dir die kostenlose radio.at App
- Sender und Podcasts favorisieren
- Streamen via Wifi oder Bluetooth
- Unterstützt Carplay & Android Auto
- viele weitere App Funktionen


Mevlana Takvimi
Code scannen,
App laden,
loshören.
App laden,
loshören.










