Buhârî ve Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Nebi (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilencilik, dilencinin yüzünde bir parça et kalmadığı halde Allâh'ın huzuruna çıkıncaya kadar kendisinden ayrılmayacaktır." (Buhârî, Zekât 52) Ebû Dâvud ve Nesai'nin Semüre b. Cündüb (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilencilik öyle tırmalayıcıdır ki kişi onunla yüzünü tırmalayıp yaralar (yüzünün suyunu döker)." Artık dileyen yüzünde et bıraksın, dileyen de yüzünü etsiz bıraksın. Ancak hükümdardan veya kaçınılması mümkün olmayan bir husustan dolayı dilenmek (hakkını istemek) caizdir. Taberânî'nin Hz. Ali (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Muhtaç olmadığı halde dilenen kimse, bununla ancak cehennemin kızgın taşlarını çoğaltmayı dilemiştir." Eshab-ı Kiram: "Muhtaç olmadığı haldenin ölçüsü nedir?" diye sorduklarında, "Bir gecenin yiyeceğidir" buyurdular. Tirmizî'nin Hubşiyy bin Cünâdet (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Hakikat, sadaka ne zengine helâldir, ne de güçlü kuvvetli ve sıhhatli sağlam kimseye. Evet, sadaka ancak fakir ve üstü-başı topraklı olan (çok muhtaç bulunan) ağır borç altında kıvranan veya üzücü bir diyet ödemek zorunluluğunda kalan kimseye verilir. Malını çoğaltmak için dilenen kimsenin dilendiği şey kıyamet günü onun yüzünü yaralıyacak birer sıcak taş olacaktır. Artık dileyen bunu çoğaltsın, dileyen de azaltsın." Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ebûbekir, Ebû Zer ve Sevbân'a (r.a.e) buyurdular ki: "Hiç kimseden bir şey istemeyin, elinizdeki sopanız yere düşse bile (kendiniz eğilip alın)." Nitekim Ebûbekir (r.a.) ile Sevbân (r.a.)'ın sopaları yere düşünce eğilip kendileri alırlardı (halk arasında böyle yapmayı asla yadırgamazlardı). Yanlarında yürüyen kimselere: "Şunu alıp bize uzatın" demezlerdi. (İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.344-345)