PodcastsIslamMevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi
Neueste Episode

2336 Episoden

  • Mevlana Takvimi

    ÖVMENİN ŞARTLARI-01 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    01.04.2026 | 2 Min.
    Medhin cevazı için beş şart vardır: 1. Medih kendi nefsi için olmayacak. Çünkü kişinin kendi nefsini tezkiye etmesi caiz değildir. Cenâb-ı Allâh buyuruyor ki: "Siz kendinizi temize çIkarmayın, O, takva üzere olanı daha iyi bilir" (Necm s. 32) 2. Yalan, riya ve gerçekleşmeyen söze varacak ifrattan sakınılacak. Yâni övgüde aşırı gidilmeyecek. Takva, iffet ve zühd gibi halleri medhetmekte çok ihtiyatlı kelime sarfedilecek. Bu gibi hususlarda kesin ifâde kullanmıyacak, ancak "öyle zannediyorum, olabilir" diyecek 3. Medhedilen kimse fâsık olmıyacak. İbn Ebî Dünyâ'nın Enes bin Mâlik (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: "Şüphesiz ki fâsık övülünce Cenâb-ı Allâh gazab eder." Diğer bir rivayette Ebû Ya'lâ şöyle tahrîc etmiştir: "Fâsık övülünce Rab gazap eder ve arş titrer." 4. Medhin övülen kimsede kibir,kendini beğenmişlik ve gurur ihdas etmeyeceğini bilmek. Buhârî ve Müslim, Ebû Bekre (r.a.)'dan yaptıkları rivayette: Bir kişi diğer bir kişiyi Peygamber (s.a.v.)'in yanında övdü. Nebi (s.a.v.) ona: "Yazıklar olsun sana, arkadaşının boynunu kestin" buyurdu. 5. Övgü haram bir maksat veya fesada müncer olacak bir gaye için olmayacak. Yabancılar arasında şehveti harekete getirmek, onları zinaya teşvik etmek gibi. Karının kocasına yabancı bir kadının güzelliğinden bahsetmesi de bu kabildendir. Haram bir mal elde etmek veya halka zulmetmek ve benzeri tasallutlarda bulunmak için yöneticileri övmek de böyledir. (İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.407-409)
  • Mevlana Takvimi

    İCÂBET SAATİNE KENDİMİZİ HAZIRLAMAK-31 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    31.03.2026 | 2 Min.
    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bizlere emir ve vasiyetlerinden biri, Cuma gününde saklı bulunan, duâların kâbul edildiği icâbet saatine kendimizi hazırlamamız hakkındadır. O gün bu hazırlığı, az yiyip-içmek, oyun ve eğlenceden uzak kalmakla yaparız. Cuma içindeki bu hayırlı saatin hangi saat olduğu belli değildir. Bu da aynen Ramazan gecelerinde saklı olan Kadir gecesine benzer. Cuma gününün ilk erken saatlerinden olacağı gibi, geç vakitteki saatlerinden biri de olabilir. Bazen de zevâlden sonra Cuma namazı edâ olununcaya kadar, arada geçen süre içindeki herhangi bir an da olabiliyor. Bu zaman zarfı içinde bulunduğu pek çok vâkidir. Dünya sevgisi yüzünden, hicâb ehli maalesef bunlardan habersiz, gaflet içinde hayatlarını sürdürmektedirler. Şayet Allâh (c.c.)’u anmak, Kur’ân okumak gerekiyorsa, kendimizi Allâh (c.c.)’a vererek kalbimizin bütün rahatlığı ile yapmalıyız. Yoksa kalpleri kapalı, idrâkten yoksun kişilerin, Allâh (c.c.)’a ibâdet ettikleri gibi ibâdet edilmemelidir. Çünkü onlar ruhların gıdası sayılan bu huzuru ellerinden kaçırdıklarından, Kur’ân ve zikirle uğraştıklarında dahi bu icâbet saatini hissetmeyebilirler. Kişi Cuma içindeki bu hayırlı icâbet saatini elde edebilmek için kalp aynasını cilalayıp parlatmaya bakmalıdır. Bu saat içinde bulunan ve hiçbir suretle reddedilmeyen geniş ve şümullü ilâhî nimet ve keremi ancak böyle elde edebilir. Kalbini temizlemeden, cilalamadan Hâkk Teâlâ’dan bir istekte bulunulmamalıdır.Şu hadîs-i şerif rivayet edilmiştir: "Cuma günü günlerin efendisidir, Allâh (c.c.) katında da günlerin en ulusudur. Bu günün kıymeti, Kurban ve Ramazan bayramı günlerinden daha azâmetli bir gün sayılır. Bu kıymetli günün içinde öyle bir saat vardır ki; kul, haram dışında ne dilekte bulunursa, Hâkk Teâlâ istediğini ona verir." (İmâm Ahmed) (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.158-159)
  • Mevlana Takvimi

    SELEFİN RESÛLULLÂH (S.A.V.)’E HÜRMETİ-30 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    30.03.2026 | 2 Min.
    Amr b. Meymun (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Der ki: "Ben Îbn Mes’ud (r.a.)’ın yanında bir sene bulundum. Onun; "Resûlullâh buyurdu" dediğini işitmedim. Ancak bir gün Resûlullâh (s.a.v.)’in zamanından bahsederken, gayri ihtiyari olarak; "Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu" dedi. Öyle müteessir ve mahzun oldu ki, yüzünden terler aktığını gördüm. Sonra şöyle dedi: "İnşaallâh böyle buyurdu. Yahut bundan daha fazla veya daha az yahut da buna yakın buyurdu." Bunları hadîsi rivayet etmekteki ihtiyâta binaen söyledi." Bir rivayette ise, yüzünün rengi değişti. Diğer bir rivayette ise, "gözleri yaşla doldu, boğaz damarları şişti" diye kaydedilir. Mâlik Ca’fer b. Muhammed (r.âleyh)’den (Hz. Ali (r.a.)’in torunu) nakletmiştir. Mus’ab b. Abdullah (r.a.) der ki: "Mâlik b. Enes (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’den hadîs rivayet etmek istediği zaman abdest alıp hazırlanırdı. En iyi elbisesini giyip öyle rivayet ederdi." Mutarrif (r.âleyh) der ki: "Imâm Mâlik (r.a.)’e insanlar geldiğinde, hizmetçisi çıkar, onlara şöyle derdi: "Üstad size selâm ediyor. Hadîs mi sormak istiyorsunuz, yoksa başka konuda sorular mı sormak arzusundasınız." diye sordururdu. Eğer soru sormak istiyoruz derlerse yanlarına çıkardı. Hayır, hadîs sormak istiyoruz derlerse, banyoya girer, guslederdi. Güzel kokular sürünüp, yeni elbiselerini, cübbesini giyerdi. Sarığını da sarıp başına giyerdi. Böylece insanların yanına çıkar, kendisine hazırlanan kürsüye huşû ve hudû içinde otururdu. Hadîs-i şerifi takrir etmekten fariğ oluncaya (ayrılıncaya) kadar buhur yakılırdı. Katâde (rh.a) abdestsiz olarak hadîs rivayet etmez, Hz. Âişe (r.anhâ), A’meş (rh.a), hadîs rivayet edecekken eğer abdestsiz olursa, teyemmüm ederlerdi. (Kadı Iyâz, Şifâ-i Şerif, s.429-432)
  • Mevlana Takvimi

    CENÂB-I HAKK’IN İHSANI-29 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    29.03.2026 | 2 Min.
    Cenâb-ı Hakk’ın dışında ihsanda bulunan kimselere, fakir ısrar ettiğinde, ona kızar ve onu mahrum eder, istediğini de vermez. Halbuki Allâhü Teâlâ böyle değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) "Cenâb-ı Hakk, duâsında ısrar edenleri sever" (Müslim, Zikir, 7) buyurmuştur. Cenâb-ı Allâh’ın dışında, ihsanda bulunanlardan, ihsan etmeleri istenmediği müddetçe kimseye bir şey vermezler. Ama O, istemeden de verir. Görmez misin ki O, annenin rahminde daha bir cenin ve aklı olmayan bir cahil iken seni terbiye etmiştir. Sen O’ndan istemesini beceremediğin halde de seni korumuş; sen O’ndan istemediğin, aklının ve hidayetinin olmadığı zamanda da sana ihsanda bulunmuştur. Cenâb-ı Allâh’ın dışında ihsanda bulunanların ihsanları, fakir olmaları, orada olmamaları veya ölmeleri hallerinde sona erer. O’nun ihsanı ise kesinlikle sona ermez. Allâh’ın dışında, ihsanda bulunanların ihsanları umumî olmaz, belli bir topluluğa has olur. Ama Cenâb-ı Hakk’ın terbiyesi ve ihsanı herkese ulaşır. Nitekim Cenâb-ı Allâh; "Benim rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır." (A’raf 156) buyurmuştur. Böylece O’nun âlemlerin Râbbi olduğu ve bütün mahlûkata ihsanda bulunduğu ortaya çıkmış olur. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hakk kendisi hakkında; "Bütün hamdler Alemlerin Râbbi (sahibi ve terbiye edicisi, malikî ve ihsan edip geliştiricisi) Allâh’a aittir" (Fatiha 2) buyurmuştur. Bu misallerle, Allâh’ın lütfunun umumî, ihsanının yaygın ve rahmetinin geniş olduğu ortaya çıkmış olur. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c. 1, s. 321-322)
  • Mevlana Takvimi

    NEBÎ (S.A.V.)’İN ANNE, BABA VE ECDADI MÜ’MİNDİLER -28 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    28.03.2026 | 2 Min.
    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Muhterem anne ve babaları îmân üzereydiler. Onlar, İbrâhim (a.s.)’in tevhid dinine bağlıydılar. Asla putlara tapmadılar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Muhterem babaları Hz. Abdullâh (r.a.), haseb ve nesebce Kureyş’in en temiz soyuna mensûbdur. Buhârî, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in atalarını, İbrâhîm (a.s.)’a kadar çıkarır. İbrâhîm Halîl (a.s.), Kâ’be’yi ilk binâ eden olduğundan, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e kadar, bütün İbrâhîm (a.s.) evlâdı, Kâ’be’ye hizmet ede gelmişlerdir. Bu yönden, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in yüce ecdâdının bütün hayatları, kemâl derecede kayıt ve zabt altındadır. Hepsi de şeref ve fazîlet sâhibi kimselerdir. Tevbe Sûresi 128’deki “enfüsiküm” kavl-i şerîfinin, bir rivayete göre manâsı, “Ey insanlar! Sizin en güzel ve temiz soyunuzdan, size en necîb bir Peygamber geldi.”olmuştur. Nebî (s.a.v.); “Ben, Allâh (c.c.)’nun Peygamberiyim, bunda yalan yoktur! Ben, Abdulmuttalib’in torunuyum, soyumda yalancı yoktur!” buyurmuşlardır ve bozulan ordunun mânevi kuvvetini iâde etmişlerdir. Büyük âlim Münâvî’ye: “Nebî (s.a.v.)’in babası cehennemde midir?” diye sorulduğunda Münâvî, şiddetle haykırarak; “Nebî (s.a.v.)’in babası, Fetret devrinde vefât etmiştir. Fetret devrinde vefât edenlere İsrâ sûresi 15. âyette: “Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azâb edecek değiliz.” diye buyuruluyor” diyerek cevâb vermiştir. Diğer bir rivâyete göre Peygamberimiz (s.a.v.) Vedâ Haccı’ndan döndüğü zaman, Allâhü Te‘âlâ, ona anne babasını ve amcası Ebû Tâlib’i diriltti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, onlara İslâmiyeti arz etti. Onlar da îmân ettiler (sonra yine öldüler). (Tarihü İbnü’lVerdi, c. 1, s. 102) (Ömer Faruk Hilmi, Ehl-i Beyt’in Fazileti ve Ebû Tâlib’in İmanı, s.16)

Weitere Islam Podcasts

Über Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-Website

Höre Mevlana Takvimi, Mufti Menk und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App

  • Sender und Podcasts favorisieren
  • Streamen via Wifi oder Bluetooth
  • Unterstützt Carplay & Android Auto
  • viele weitere App Funktionen
Rechtliches
Social
v8.8.6| © 2007-2026 radio.de GmbH
Generated: 4/1/2026 - 8:55:29 PM