Zum Inhalt springen
Radio Logo
PodcastsIslamMevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi
Neueste Episode

2526 Episoden

  • Mevlana Takvimi

    MUHTEREM ÖMER ÖZTÜRK VE EDEB-20 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    20.10.2026 | 3 Min.
    Edep konusunda büyükler şöyle der: “Edebe riâyet etmeyen,
    sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır, sünnetlere uymayı kaçıran
    farzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır, farz
    ve vacip gibi dînin temellerinin yeterince yerine getirilememesi,
    kişiyi îmanını kaybetme tehlikesine duçar eder. Îmânını kaybedene
    binlerce vah olsun!” O halde mutlu sona ulaşmanın
    ana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabın
    korunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.
    Edep bir taç imiş nur-i Hüda’dan
    Giy ol tâcı emin ol her belâdan
    Mısralarının bütün ihvâna ezberletilmesini emreden Hz.
    Sâmi (k.s.)’un hayrul halefi olan Muhterem Ömer Muhammed
    Öztürk’ün hayatı her konuda üstün bir edep dairesi içinde geçmektedir.
    Sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:
    “Büyükler, İslâm’ın altıncı şartı edeptir derler. Bununla
    İslâm’ın 5 şartına bir şey eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beş
    şartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesi
    gerektiğini söylemiş oluyorlar. İslâm edepler manzumesidir”
    buyurarak edepten çok sık bahsederler.
    Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip oldukları
    yüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan
    son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını
    söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce
    bekledikleri olmuştur. Allâh Resûlü (s.a.v.)’e karşı edepleri ise
    bambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerinde
    şöyle buyurmuşlardır:
    “Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e karşı en ufak bir saygısızlıkta
    bulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni,
    zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahâbesi için değil Resûlullâh
    (s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dâhi dikkatli, edepli, temkinli
    ve saygılı bulunması gerektiğini beyan etmiştir. Hz. Mevlâna
    Celâleddin Efendimiz: “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ağzımı bin
    kere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de bu
    ağzı senin mübârek ismin olan Muhammed (s.a.v.)’i anmaya
    layık göremem” buyurmuşlardır.
    (Misvâk Neşriyât, Hakk Yolda Kılavuz Ömer Öztürk, s.248)
  • Mevlana Takvimi

    HER ADIMDA FAZÎLET-19 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    19.10.2026 | 3 Min.
    İbn Mes’ud (r.a.) şöyle söylüyor. "Her kimi Allâh (c.c.)’un
    huzuruna çıkmak sevindirecekse beş vakit namazı, namaza
    çağırılan yerde kılsın. Allâhü Teâlâ sizin Peygamberiniz
    (s.a.v.) için hidayet yollarını şeriat yaptı. Açık açık beyan etti.
    Beş vakit namaz da hidayet yollarındandır. Eğer siz namazını
    evinde kılan şu adam gibi evlerinizde kılarsanız Peygamberiniz
    (s.a.v.) yolunu terketmiş olursunuz. Peygamberiniz
    (s.a.v.)’in yolunu terkederseniz dalâlete düşersiniz. Yeminler
    olsun ki, ben içimizden, cemaatten geri kalanın, ya nifakı
    mâlum münâfık, ya da hasta olan kimseden başkasını bilmiyorum.
    Hatta ayakları tutmayacak derecede hasta olan bir
    adam, cemaatle kılınan namazın fazîletine olan hırsından ve
    terkindeki günâhın korkusundan iki kişinin kolları arasında
    câmiye getirilir ve saf arasına külçe gibi bırakılırdı.
    Allâhü Teâlâ’nın şu ayetinin: "Andolsun Tevrat’tan sonra
    Zebur’da da yazmışızdır ki, arza ancak sâlih kullanın
    mirasçı olur." (Enbiyâ s. 106) tefsirinde, sâlih kullardan murad
    beş vakit namazı câmide cemaatle kılan kimseler olduğu bildirilmiştir.
    Bir sahih hadîste Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Kim ki evinde bol su ile gusleder, sonra Allâh
    (c.c.)’un evlerinden, câmilerden birine, farzlardan bir
    farzı edâ etmek için yürürse, attığı her adımdan biri bir
    hatâsını siler, yıkar; diğeri de kendisini bir derece yükseltir.
    Namaz kıldığı vakit, o namazgâhda bulunduğu sürece
    melekler devamlı olarak: "Ya Râb, o orada kimseyi
    incitmediği ve konuşmadığı müddetçe onu yarlığa" diye
    onun için istiğfar ederler.
    Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Ey ashâbım, sizlere, kendisiyle
    Allâh (c.c.)’un hatâları sileceği ve sâyesinde yüce derecelere
    yükselteceği şeylere delâlet edip bildireyim mi?"
    buyurdu. Ashâb (r.a.e.), "Tabiî yâ Resûlullâh, bildir." dediler.
    Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Çok soğuklarda abdesti mükemmel
    almak, adımları mescitlere doğru çoğaltmak, namazdan
    sonra diğer namaz vaktini beklemektir."
    (İmâm Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.209-210
  • Mevlana Takvimi

    İSLAM TERAKKİYE MANİ DEĞİLDİR-18 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    18.10.2026 | 2 Min.
    İslamiyet’in doğuşuyla, dünyanın en uzak köylerinde
    yaşayan ve ilimden, güzel sanatlardan, medeniyetin izlerinden
    mahrum şerefli bir kavim, birdenbire aydınlık bir
    hayata, mutlu bir yaşama kavuşarak, insanlık için örnek
    olacak bir medeniyet kurdular. Bu kavim, insanlığın örneği,
    bilim ve sanatların hizmetkârı, tüm insanlık için bir övünç
    kaynağı haline geldi.
    Müslümanlar, dinen ilim ve sanatların öğrenilmesiyle
    yükümlü olduklarından, ilahiyat ve dinî felsefede bütün
    felsefecileri şaşkınlık içinde bırakacak büyük bir ilerleme
    sağladılar. Ruh ilmini ve ahlakı büyük bir özenle işleyerek,
    nefsin arındırılması ve ahlakın düzeltilmesi için çaba sarf
    ettiler. “Allâh’ın (c.c.) yarattıkları hakkında düşünün, zatı
    hakkında düşünmeyin” emrine uyarak, temiz bir düşünceye,
    nurani bir kalbe ve doğru bir inanca sahip oldular.
    Müslümanlar, gerçeği araştırmak hususunda büyük
    bir yetenek göstererek kudretin güzelliklerini ve varlık evrelerini
    incelemeye daldılar. Batılıların bugün, bu kadar
    mükemmel gözlem araçlarıyla keşfettikleri birçok gerçeğe,
    müslümanlar bundan çok asırlar önce vâkıf olmuşlardı.
    Müslümanlar, yaşamakta oldukları dünyanın yapısını ve
    özel durumlarını da dikkatten uzak tutmadılar. Bitkilerin
    anatomisi, tabii botanik ilmi ve sanayiye dair bitki bilgisi
    üzerine eserler meydana getirdiler.
    Müslümanlar, fikir üretimi ve icat yeteneğine sahip olduklarını,
    dünya medeniyetine bıraktıkları birçok bilimsel
    keşifleri ve zarif mimari eserleriyle ispat ettiler. Mensubu
    oldukları din-i mübin (İslam dini) de onları bu gibi ilimler,
    sanatlar, icatlar ve sanayi ile uğraşmaktan men etmemiştir.
    Öyleyken nasıl olur da “İslamiyet ilerlemeye engeldir”,
    “İslamiyet bilimlerin ve sanatların genişlemesine uygun değildir”
    gibi iftiraları cesaretle söyleyenler bulunabilir?
    (Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 200-203)
  • Mevlana Takvimi

    BİR MEDENİYETİN SESSİZ İNFAZI-17 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    17.10.2026 | 2 Min.
    1928’de çıkarılan Harf İnkılâbı Kanunu’nun 4. maddesi,
    tarihin en büyük kültür kıyımlarından birini başlattı.
    Eski harfli eserleri yasaklayan bu düzenleme, bin yıllık
    hafızanın yok edilmesine sebep oldu. Jandarma, polis
    ve memurlar, kraldan çok kralcı bir tavırla, halkın elindeki
    Osmanlıca kitaplara adeta savaş açtı. Korkuya kapılan
    halk, evlerindeki kitapları kuyuya attı, yaktı ya da çürümeye
    terk etti.
    1928 tarihli Harf İnkılâbı Kanunu’nun 4. maddesi tarihte
    benzeri görülmemiş bir kitap kıyımı meydana getirmiştir.
    Kraldan çok kralcı jandarmalar, polisler, hatta memurlar,
    gördükleri eski harfli kitapları affetmemişler, halk da
    bu korkudan elindeki kitapları olmadık yerlere saklamış
    veya çaresiz kalıp imha etmiştir. Sadece milletin hafızasını
    teşkil eden arşiv vesikaları değil, kütüphanelerde nice
    nadide kitap, fersude veya mükerrer diye hurdaya verilmiş
    veya satılmış, daha da kötüsü elverişsiz depolarda
    çürümeye terk edilmiştir. Sahaf Muzaffer Ozak, yaşanan
    vahameti şöyle anlatır: “Bir adamın evinde kitap saklaması,
    kobra yılanı saklamasından betermiş. Memurlar, evlerde
    ne kadar kitap varsa kuyulara dolduruyordu. Herkes
    kitaplarını defetmeye çalışıyordu.”
    İlk Çin imparatorluk hanedanının kurucusu Shih Huang
    Ti’nin (ME 221-210), kurduğu devlet düzeninin sorgulanacağı
    korkusuyla, ülkesinde geçmişte yazılmış tüm
    kitapların yakılmasını emredişinden bu yana geçen iki bin
    iki yüz yılda, devlet eliyle girişilmiş bu boyutta bir kültür
    katliamına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlamak
    mümkün değildir. Osmanlıca eser basımını suç sayan
    Türk Ceza Kanunu’nun 222. maddesi ise ancak 2014’te
    kaldırılabildi. Bu olay, sadece alfabe değişimi değil, geçmişin
    topyekûn imhasıydı.
    (Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci)
  • Mevlana Takvimi

    ZEKÂT İLE İLGİLİ BAZI MESELELER-16 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    16.10.2026 | 2 Min.
    Zekâtını verip vermediğini hatırlamayan bir kimsenin
    zekâtını yeniden vermesi lazımdır. İmâm Ebû
    Hanîfe (r.a.) ile İmâm Ebû Yûsuf (r.a.)'a göre, zekât,
    nisab miktarında olan mala gerekir. Nisabdan fazla
    olan mal helâk (yani telef olup yok olmak) olsa da,
    nisab baki kalsa, onun zekâtı da baki kalır. Çünkü
    fazlalık nisaba tâbidir.
    Bunun içindir ki, İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.)
    şöyle demiştir: “Eğer, zekât farz olduktan sonra, mal
    helâk olsa, zekât sâkıt olur.” Malın tamamı değil de,
    bir kısmı helâk olsa, helâk olan kısmın zekâtı düşer.
    Zekât icab ettikten sonra nisab helâk olsa, zekât
    helâk olmaz. Bir kimse bir ticaret malını, başka bir
    ticaret malı ile değiştirirse, bu durumda mal helâk olmuş
    sayılmaz. Değişen malın aynı cinsten olması ile
    ayrı cinsten olması müsavidir (yani eşittir, fark yoktur)
    ve bu hususta ihtilaf yoktur.
    Bir kimsenin nisab miktarındaki malı, hibe gibi
    bir sebeple karşılıksız olarak zail (elden çıkıp yok olmak)
    olup gitse veya mehir gibi bir sebeple zail olup
    gitse; veya karşılığı mal olmasa veya hizmet kölesi
    gibi, zekâta tâbi bir mal olmasa, istihlâk ederse
    (yani onu tüketip yok ederse), elinde karşılık kalsın
    veya kalmasın o şahsın zekât miktarını ödemesi
    gerekir. Bu şahıs hibesinden bir hüküm sebebi ile
    dönse veya malını geri alsa, zekât borcu da düşer.
    Keza, hibeden dönüş hâkimin hükmü ile olmasa bile,
    zekâttan muaf olur. Sahih olan budur.
    (Fetava-i Hindiyye, s.596-598)
Weitere Islam Podcasts
Über Mevlana Takvimi
Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
Podcast-Website

Höre Mevlana Takvimi, Saad al-Ghamdi und viele andere Podcasts aus aller Welt mit der radio.at-App

Hol dir die kostenlose radio.at App

  • Sender und Podcasts favorisieren
  • Streamen via Wifi oder Bluetooth
  • Unterstützt Carplay & Android Auto
  • viele weitere App Funktionen
Rechtliches
Social
v8.25.1 | © 2007-2026 radio.de GmbH
Built: 10/20/2026 - 3:14:40 PM